Dayatmalar

Yayınlandı: 11 Haziran 2010 / ARDA İŞ: Yazılarım

    Dünya hızla değişiyor; son 20 yılda teknoloji, bilim ve tıp alanında gelinen nokta, 400.000  yıl olduğu açıklanan(kesin değil) insanlık tarihinde bilinen en üst nokta. 19.yüzyılda İngilterede buhar makinesinin bulunmasıyla başlayan ve ivmesini neredeyse dik bir açıyla sürdüren bu gelişim ve başkalaşım toplumları ve dünyayı derinden değiştirdi.
Harita üzerinde çizdiğimiz sınırların kaybolduğu, bilgi ve iletişimin en üst düzeyde yaşandığı ”global” bir çağdayız artık.
    
    Cep telefonları, bilgisayarlar ve boyutları gittikçe küçülen iletişim araçları mesafeleri kısaltmakla kalmıyor ; bilgi paylaşımınıda en üst düzeyde sağlıyor.Hayatımızı her gün, her saat ve har dakika bir değişime tabi tutan bu sürekli gelişim ve değişim insan hayatını nasıl etkiliyor ve gündelik yaşamımızda nasıl karşımıza çıkıyor ?
Aslına bakarsanız bugün kime sorsak bunun cevabı hayatımızı kolaylaştırdığı ve olumlu yönde olduğudur.Ancak gerçek böyle mi? Teknoloji hayatımızı kolay ve hızlı bir hale mi getiriyor?Bizi daha mı gelişmiş yapıyor?

Bu soruya tam olarak cevap verebilmek  için kendi hayatlarımıza bakmamız ve biraz istatistik gerekiyor. Dünya üzerinde yaşayan insan sayısı yaklaşık 6.5 milyar, bunun 1-1.5 milyarı açlık sınırında yaşıyor ki bu da Dünya Bankası verilerine göre günde $1 doların altında geliri olan insanlar olarak belirlenmiş. Yani dünyanın bu saydığım nimetlerinden yararlanan sayısı bir anda 1/3 kadar düşüyor.Ayrıca Dünya kaynaklarının %80 i  %10 luk bir dilim tarafından tüketiliyor. Şimdi ortada müthiş bir uçurum olduğu açık bir tarafta her şeyden yararlanan bir azınlık diğer tarafta ise su bile bulamayan bir çoğunluk. İşte tam da bunun ortasında bu değişime ve gelişme ayak uydurmaya çalışan bir topluluk var. Bu topluluk ,kaynakların çoğunu kullanan azınlığın bir nevi ayakçısı olarak çalışıyor. Kapitalist sistemdeki Marx’ın ortaya attığı artık değer teorisi de kendini bu noktada açığa çıkartıyor. Artık değer teorisine göre kapitalist sistemde işçinin metayı  yani satılacak olan ürünü üretmesi için gerekli zaman x iken patronlar bu işçileri x+y kadar çalıştırıyorlar. Buna göre bu fazla zaman y  patronun cebine giren fazla paradır diğer bir değişle kardır. Bu para ne kadar fazla olursa gelecek sefer işe yatırılacak olan sermaye de o kadar fazla oluyor. Yani işçiye ödenen para o kadar az ve emeğinin altında olmalı ki patron o kadar zengin olsun. Şimdi bunun teknolojiyle ne alakası var demeyin çünkü çok var. Birincisi bu artık sermaye sürekli patronların cebinde durmuyor dolaşıyor, yatırım olarak karşımıza çıkıyor. İkincisi büyük fabrikaların ucuz iş gücüyle elde ettiği bu kar seri üretime yansıyor, bu seri üretim de kullandığınız arabadan tutunda mutfağınızdaki ocağa kadar her şeyde bizi ele geçirmeye başlıyor.

Bu noktada benim aklıma şu soru geliyor: Peki bu aletler olmasaydı ne yapardık? Yani sonuçta bu aletleri 30-40 yıl önce kullanmıyorduk. Kullanmayanlar için bu bir eksiklik miydi? Ya da şu an kullananlar için bir artı mı?
Aslına bakarsanız ikisi de değil, sonuç olarak bunları hiç bilmeyenler bunların bir eksikliğini çekmedi çünkü zaten hiç var olmamışlardı. Yine kullananlar için bir artı değil çünkü  bütün dünya artık bu şekilde işliyor yani bu bir zorunluluk artık. Bu zorunluluk kelimesine dikkat; 10 yıl önce evinde televizyon olmayan birine ne gözle bakıyorsanız, şimdi de cep telefonu olmayan bir kişiye aynı gözle bakıyorsunuz. Sonuç olarak artık bunlar herhangi bir eşyadan öte birer gereksinim olarak karşımıza çıkıyorlar. Bunlar temel gıda maddeleri mi? Ya da su kadar vücudumuza gerekli mineraller mi?

Aslında sizi böyle hissetmeye iten nedenler var; bunların başında da işte bu dayatmalar geliyor. Nedir bu dayatmalar? Bunun için ünlü bir filozof ve dilbilimci olan Michel Foucault bu noktada bize yardım ediyor. Fikri şu: Batı yani Avrupa ve Amerika kendi ideolojik ve politik fikirlerini 3.Dünya ülkelerine entegre etmek için söylemler üretti; söylemlerden kasıt  işte bu teknoloji söylemi mesela, teknoloji insanlara öyle bir anlatıldı öyle bir boyanıp süslenip önümüze sunuldu ki biz onu bir ihtiyaç olarak görmeye başladık. Ancak gerçekte olan Avrupa ve Amerikanın kapitalist ve liberal düşünceleri yayıp bunları gelişmekte olan ülkelere pazarlamasından başka bir şey değildi. Yukarıda bahsettiğim globalleşme de işte tam bu noktada devreye girdi: Küreselleşen sermaye yani Marx’ın artık değeri ülkeler arasında dolaşmaya başlayınca bu Batı devletlerindeki şirketler için de kaçırılmayacak bir fırsat oldu. Uluslararası firmalar dediğimiz bu topluluk kendi teknolojilerini satmaktansa bu ülkelere direk yatırımlar yapmaya başladılar yani şubelerini açmaya başladılar. Bu şubeler de o ülkelerin temsilcileri oldukları üzere teknolojilerini ve ürettiklerini bize ”olmazsa olmazlar” olarak tanıttılar. Paramız ve harcamalarımız genelde gereksiz ve lüks olan bu ürünlere kaydıkça gelişmekte olan ülkeler fakirleşmeye zengin olanlarsa daha da zengin olmaya başladılar. 3G söylemini düşünün; bütün büyük telefon şirketleri tanıtımlarını yapmak için aylarını harcadılar, daha ülkeye gelmeden kampanyalar düzenlediler ve allayıp pullayıp bunu önümüze serdiler. Sonuç ne oldu peki? Tüketicinin milyon dolar döktüğü ölü bir teknoloji. Alt yapı yetersiz olduğu için nerede çektiği bile belli olmayan koca bir yalan. Peki kim kazandı?  Telefon firmaları mı ? Evet kazandılar ama asıl kazanan onu buraya pazarlayan ülkelerdi. Şimdi Amerika’da 4G kullanılıyor onu da birkaç aya kalmaz altın tepsi içinde önümüze sunacaklar aman sakın geri kalmayalım daha altyapısı bitmemiş eski teknolojiyi kullanmadan  cep telefonlarımızı çöpe atalım çünkü  o telefonlar yeni teknolojiye göre eski kalacak ve bize yine yeniden yeni birer telefon aldıracaklar.

   İşte sistem böyle yürüyor, hızlı değişen şartlara ve dünyaya ayak uyduralım derken aslında uydurulan söylemlere kendimizi kaptırıyoruz. Sonrada bir bakmışız önce bütçemizi aşıp borçlanmışız, sonra faturaları ödeyemez hale gelmişiz sonra bu sayı arttıkça ülke ekonomisi harcayan ama üretmeyen hastalıklı bir duruma gelmiş ve belkide en kötüsü biz geliştiğimize inanırken aslında bize bunları  dayatanları zenginleştirip geliştirmişiz.

Yorumlar kapalı.