Terörizm ve Türkiye

Yayınlandı: 22 Haziran 2010 / ARDA İŞ: Yazılarım

Terörizm  bugünlerde daha önce hiç olmadığı kadar çok konuşulmaya başlandı. Ancak  şiddetinin artmasının yanında , açılım söylemlerinin de doruğa çıktığı bir döneme rastlaması olayları daha farklı bir boyuta taşıyor. Her gün ölen askerlerimiz; ve onların ardından dökülen onca gözyaşı ve feryatlar. Herkesin dilinde ise hep aynı soru var: Bu kıyım ve eziyet ne zaman son bulacak?

Bundan yaklaşık 26 sene önce başlayan terör mücadelesi , artık daha farklı anlamlar yüklenerek karşımıza çıkıyor.Terörist başının yakalanarak adaya kapatılması bazı kesimlerce artık bu savaşın bittiği yönündeydi keza o vakitler terör örgütünün eylemleri azalmış, aynı şekilde sayıca da taraftarının düştüğü iddia edilmişti.
Ancak beklenenlerin aksine terör örgütü sayıca ve mühimmat olarak katlanarak karşımıza çıktı.
Kürt açılımı ilk başta terör örgütünü ve yandaşlarını içten çökertme politikası olarak gözükse de sonraları etnik bir çatışmaya dönüşmeye başladı. Daha önceleri sadece terör örgütü mensupları düşman olarak görülürken, açılım iki ayrı sınıf yaratarak, düşman olmayanları da düşman yapacak bir noktaya getirdi. Terörizmin politik kısmı bizim bilgi düzeyimizi aşsa bile işin büyük bir çoğunluğunun politik hesaplara dayanması bizi mecburen bu şekilde düşünmeye iten bir unsur olarak karşımıza çıkıyor.
Aslında başlangıç olarak terörizm nedir gibi bir soruya cevap aramak gerekiyor, çünkü büyük resme bakmadan bugünkü duruma nasıl geldiğimizi analiz etmemiz imkansız.
Terörizm yaygın bir düşünceye ters olarak aslında literatürde karşılığı tam olan bir sözcük değil; Avrupa Birliğinin yada Amerikanın tam bir terörizm tanımı bulunmamakla birlikte terörist kime denir sorusu bile tam karşılığını bulamıyor.Ancak Terörizmi belli bir grup ya da örgütün herhangi bir ülke sınırlarını ve halkını tehdit ederek, o ülkenin rejimi için de tehdit oluşturuyorsa ve bunu şiddet ve sindirme politikaları izleyerek yapıyorsa buna terörizm  denebilir.Keza Türkiyedeki tanım bununla örtüşmektedir. Kovansiyonel savaş taktikleri yerine gerilla savaş taktikleri uygulayan bu örgütler, ayrıca sivilleri de hedef alarak eylemlerini devam ettirmektedirler.
Ancak şunu da belirtmeden geçmemek lazımdır; hiç bir terör örgütü arkasında devlet ya da devletler olmadan var olamazlar, sebebine gelince ellerinde ki mühimmat, barınak ve yiyecek içlerinde bulundukları koşullar altında onları ancak bir kaç yıl idare  edebilir kaldı ki 26 senden bahsettiğimiz bir örgütün yardım ve yataklık almadan bu kadar uzun bir süre eylemlerine devam etmesi bu tezi kuvvetlendirmektedir. 
Sorunun etnik ve bölgesel olduğunu düşünenler ya çok az bilgiye sahiptir yada gerçekleri görmekten uzaktırlar, çünkü bahsettiğimiz terör olgusu sadece bir bölgeyi değil neredeyse o coğrafyanın tamamını ilgilendirmektedir. 
Kürt ve bölgesel sorun yapay olarak yaratılmış dikkatleri asıl hedeften şaşırtarak kargayaşaya ve kaosa imkan vermektedir.Amerikanın Irak ı işgaliyle başlayan süreç aslında bölgenin önemini gözler önüne sermektedir. Coğrafyanın değerli kaynakları batı için önem kazandıkça, bölgedeki istikrarsızlıkta o derecede artış göstermektedir. Sonuç olarak bize etnik çatışma olarak yansıtılan aslında bir dünya politikasının sonucudur, mesele ne sadece Türkiye’den ibarettir, ne de bir terör örgütünden.
Amerikanın Ortadoğu planını hazırlayan ve A.B.D başkanı Harry Truman tarafından kurulan C.I.A(1947). 1948 yılında ”The Kurdish Minority Problem” (Kürt Azınlık Sorunu) adlı bir rapor yayınlamış. Rapor içerik açısından ilginç, daha o dönemde 2. dünya savaşının bittiği ilk yıllarda bu olay Türkiye’ye karşı bir koz olarak kullanılmak üzere tasarlanmış. Tabi ki o dönemde sinema, İnternet yada iletişim araçları gelişmediği ve bunların kamuoyuna yansımayacağı hesap edilerek bu rapor çok kaba ve fütursuz bir dille ele alınmış. Burada anlatmak istediğim aslında raporda Kürtlerle ilgili ne söylendiği ya da yazıldığı değil, buradaki en önemli nokta bundan 57 yıl önce bu sorun Türkiye’ye karşı kullanılmak üzere Amerikanın istihbarat servisinin raporlarında yer alması.
Bugün gelinen noktada hepimizin anlaması gereken  bunun 26 yıllık bir terör oyunu olmadığı, ya da etnik ve kültürel bir çatışmanın bu ülkenin evlatlarını öldürmediği. Orada ölen -Türk ve ya Kürt- herkes başkalarının amaçlarına hizmet etmeleri için ölüyorlar. Başkalarının silah firmalarının, petrol şirketlerinin  ya da bu işin üstünden kimler rant sağlıyorlarsa onlar için kanlarının dökülmeleri. Olayı trajik ve karmaşık hale sokan da bu durum maalesef.
Amerika Irak’ı işgal edip Saddam Hüseyinin biyolojik ve kitle imha silahları ürettiğini iddia ederek onu asmıştı. Ancak ortada silah yoktu. Hatta kendisini savunması için yeterli bir süre bile tanınmamıştı. Ancak ne ilginçtir ki terörist başı yakalanıp Türkiye’ye getirildiğin de bırakın asılmayı belki de dağda yaşadığı hayattan daha iyi bir hayat sürüyor. Ancak burada kimin asılıp asılmadığı ya da kimin yakalanıp yakalanmadığı çok da önemli değil; önemli olan bu kişilerin kimlerin piyonu oldukları ve bu kişilerle işleri bittiği zaman onlara ne yaptıkları, ne yaptırdıkları.
Yazımın başında da söylediğim  gibi olayları tek bir dönem olgusunda ve perspektifinde ele almak, olayları ve tarihsel trajedileri yanlış yorumlamamıza yol açabilir dahası bizi yanlış yönlendirerek, inançlarımızı,doğrularımızı ve duygularımızı saptırabilir.

Yorumlar kapalı.