İnanç

Yayınlandı: 08 Eylül 2010 / ARDA İŞ: Yazılarım

İnanç; insanların genellikle dinle bağdaştırdıkları bir kelimedir. Bir kişinin inancı onun hangi dine mensup olup olmadığı, ya da Tanrıya olan inancı söz konusu olduğunda dile getirilir. Ancak inanç sadece Tanrıya duyulan bir inanç mıdır? Bu bence kesinlikle bu kadar basit değildir.
İnançlarımız bizi ayakta tutan, hayata bağlı kalmamızı sağlayan, çoğu kez hareketlerimizi yönlendiren bir dizi alışkanlık ve düşüncenin ürünüdür. İnanç her ne kadar içten gelindiği sanılsa da , çevremizde olup bitenlerle de yakından ilgilidir. Bulunduğumuz mahalle, kasaba, şehir ya da ülke inançlarımızı etkiler bir ölçüde. Peki ya gerçekten inandıklarımız? Onlar yüksek sesle söylenebilecek kadar kolay mıdırlar? Eğer böyle olsaydı sanırım insanlar en yakınlarından bile gerçekte ne hissettiklerini gizlemezler, tarikatlar kurmazlar, ya da birbirlerine kin beslemezlerdi.  Öyle ya inanç nefret ettiğimize karşı tepkimizi, sevdiğimize karşı minnetimizi gösterir çünkü.
Bastırılmışlık her toplumun yegane problemlerindendir, inançlarını özgürce söyleyebilenler hain, susanlar ise toplumun bir parçası olurlar.
İnanç bir insanı ne kadar yükseltebilir ise , o kadar alçaltabilir de. Körü körüne inanç ne kadar tehlikeli ise, içi boş bir inanç tutkusu da insanı bir o kadar hayattan kopartır.
İnanç yüzyıllar boyunca evrimini geçirmiş bir süreçtir; çok tanrılı dinlerden tek tanrılı dinlere, güneşe tapmaktan ineğin kutsallığına, dünyevi yaşamın ötesinde, mumyalanıp ahirete hazırlanma ya da kişiye ait eşyalarla gömülmeye kadar bir çok ritüelden geçmiştir.
İnsanoğlu tüm bu ritüeller arasında kendine sormak istediği ancak hep korktuğu sorunun cevabını aramış ya da bu şekilde kendi içsel yolcuğunu tamamlamaya çalışmıştır: Ölüm nedir? Ölümden sonra bu bedenlerin içlerindeki ruhlar nereye gitmişlerdir.
Bilimsel araştırmacılar ve doktorlar bile bu sorunun cevabını aramışlar ve ölüm anında ve sonrasında insanın bedensel ağırlığını ölçmüşlerdir. Her ne kadar bedenden 21 gram kadar bir azalma olduğu gözlemlense de bu ağırlık kaybının vücuttaki bazı kimyasalların atılmasından mı yoksa gerçekten ruhun çıkışından mı ötürü olduğu tam olarak belirlenememiştir.
Ancak gerçek şu ki istesek de istemesek de inanç hayatlarımızı bizim farkında olmadığımız kadar çok etkiler. Ruh örneğini vermemin amacı bilim dünyasının çoğu kez ateist yani tanrı tanımaz olduğu kanısının var olmasıdır.  Ancak bu deneyi yapanlar yine bilim adamlarıdır. Yine ilginç bir örneği vererek, aslında inanmamış gibi gözükenlerin bile bir inançları olduğunu göstermektedir: Bir grup ateistten, bir kutuya önce herhangi bir şey koymalarını istemişler ve eğer koyarlarsa tanrının onu yok edeceğini  söylemişler grubun hepsini denileni yapmış ardından gruptan sevdikleri bir eşyayı koymaları istenmiş  bu kez grubun bir bölümü bunu yapamamış, ve son olarak ellerini koymaları istenmiş bu kez grubun %90 ı bunu yapmamış.* Tüm grup tanrı tanımaz oldukları halde ellerinin yok olma olasılığını çoğu göze alamamış, sonuçta aslında inanmadıklarını sandıkları halde buna tanrı demeseler bile bir şeye inandıklarını göstermiş oldular. Çünkü bu insan doğasında olan bir şey, öyle ya da böyle hepimiz bir şeylere inanarak yaşıyoruz ve bu her ne ise bizim hayatımızı şekillendiren şey oluyor.
*Bu deney Ertuğrul Özkök’ün ”Tuhaf”adlı kitabından alınmıştır.

Yorumlar kapalı.