Avrupa İzlenimleri

Yayınlandı: 30 Eylül 2010 / ARDA İŞ: Yazılarım

Eğitimimi tamamlamak üzere Fransa’nın Rouen şehrine geldim. Henüz 1 hafta oldu ve kendimi bir düzene sokup, etrafla ilgilenmeye  ancak başlayabildim. Burada yaklaşık 1,5 yıl geçireceğim için ince eleyip sık dokumaya çalışıyorum.Tabi ki bu yazıyı kendimden bahsetmek için yazmıyorum, arada sırada burada ki gözlemlerimi aktararak bir Türkiye ve Avrupa  kıyaslaması yapmaya çalışacağım, henüz çevreyi iyi tanımadığım için ilk gözlemlerim kısıtlı olmakla birlikte sizlere genel bakış açısı da sunacaktır.
Ama Fransa’yı anlatmadan önce biraz geriye gidip konsolosluk sürecinden bahsetmek istiyorum. O kadar çok doküman ve belge talep ediyorlar ki her şeyi bir araya getirmeniz 1,5 ay kadar bir zaman alıyor, ben öğrenci vizesi aldığım bu işlemler normal turist vizesinden biraz daha uzun sürüyor ancak talepler hemen hemen aynı. Gelelim konsolosluğa ve konsoloslukta ki sürece: Öncelikle şunu belirtmem gerekiyor, polis sorgusunda sorulmayacak soruları yöneltiyorlar, bunun yanında genelde Türk çalışanlarla muhatap olsanız bile sanki karşısında bir başka ülke vatandaşı varmış gibi davranıyorlar. Herhangi kötü bir harekete maruz kalmamakla birlikte en rahatsız olduğum şeylerden biri insanları F tipi  cezaevi kapısı gibi yerde bekletip, izdihama kadar gidebilecek bir düzende içeri alıyorlar yine aynı şekilde içeride gördüğünüz muamele de pek farklı değil, tabi ki ülkeler gelecek olan insanları araştırmalı ve ya belli kurallar dahilinde almalı ancak karşısındakinin de insan olduğunu unutmamalı…
Fransa’ya gelicek olursak; henüz çok yeni olduğum çok fazla bir gözlemim olmasa da, ilk izlenimlere göre Türkiye’den çok daha fazla düzenli, ve çok daha titiz bir çalışma şekilleri var. Kesin kurallar dahilinde ve kesin tarih ve rakamlar kullanarak iş yapıyorlar. Yabancı olun olmayın hiç bir şey için ne eksik ne de fazla bir şey ödüyorsunuz. Ancak şu gözümüzde çok büyüttüğümüz Avrupa’da dahi prosedür dediğimiz bürokrasi dediğimiz şey yavaş işliyor. Ayrıca teknoloji olarak ta bizden çok da ileri değiller, ticaret merkezi dedikleri noktalarda bulunan dükkan sayısı 6  yı geçmez hemde öyle aradığınız her şeyi bulamıyorsunuz. Ayrıca  bir de saat olayı var ki Türkiye’de sabahlara kadar açık dükkanlara alışmış biri olarak en çok beni zor durumda bıraktı sanırım. Burada hayat akşam 8 en geç 9 gibi bitiyor. Açık tek bir dükkan bile kalmıyor. Para konusunda da çok hassaslar hani bizim migroslarda bile yaptığımız 10 kuruş, 20 kuruş kalsın muhabbeti burada yapılamaz her kuruşun hesabını yapıyorlar ve eğer bozuk paranız yok ne bir şey alabiliyorsunuz, ne de bir yere gidebiliyorsunuz. Burada iyi olan yani şu ana kadar benim açıkça gördüğüm en büyük fark düzen. Çok düzenli bir hayatları çok düzenli bir sistemleri eğer aynı düzeni biz de oturtabilirsek Avrupa’dan çok daha iyi olmamamız için hiç bir sebep kalmıyor.
Yeni insanlarla tanıştıkça ve daha çok yer görüp gezdikçe izlenimlerim daha da derinleşecektir.

Yorumlar kapalı.