Kahraman

Yayınlandı: 25 Aralık 2010 / ARDA İŞ: Yazılarım

       Sözlerime güzel bir tablo çizerek başlamak isterdim ancak yapamam; her şeyden önce aklım izin vermiyor buna. Her sabah kalktığımda o gününün ne kadar güzel olacağına dair duygularla başlamak istesemde bu isteğim saatler  ilerledikçe azalıyor. Hayır depresyonda değilim, bir hastalığımda yok; zaten problemde bu. Ben hiç bir şeyi olmadan hasta biriyim; neden mi? İşler ters gittiğinde şikayet ederim, başarısız olduğumda hatayı başkasında ararım ve denemeden yenilgiyi kabul ederim. Ben hastayım evet, hasta olmadan kendimi hasta hissettiğim için…
  
     Zaman zaman sizde mi böyle hissediyorsunuz? O zaman durup düşünmenin vakti gelmişte geçiyor demektir.Bir önceki yazımda vizyondan bahsetmiştim, ulaşmak istediklerimizden, hayallerimizden…Ancak bazen öyle zamanlar olur ki onları düşünmek bile istemeyiz. İşte ben öyle bir güne uyandım; ancak sonra öğrendiğim bir olay bakış açımı değiştirdi….

    Genelde sıkıldığım zamanlarda kahve içmeye gittiğim bir yer vardır, kalabalık olur ama belki de bu yüzden severim orayı; ya da  kalabalığın arasında kaybolduğum için bilmiyorum. Elimde bir kitap, kahvemi içerken sesler beni hiç rahatsız etmez.Orada çalışan bir görevli, ne içtiğimi bilir düzenli olarak gittiğim için, bu yüzden de muhabetimiz vardır az çok. Ben Fransa’ya gitmeden önce de eşinin rahatsız olduğunu söylemişti daha doğrusu ben moralsiz görünce sorunca anlatmıştı o da. Her neyse aradan 2.5 ay geçti,ben tatile geldim, yine aynı yere kahve içmeye gittim,o da oradaydı yine, güleryüzlü,içten gülümsemiyle karşıladı beni. Oraya gittiğim sürece onu hiç sinirli,kaba ya da bıkkın görmedim, o günde öyle değildi zaten…Bense kafamda binlerce düşünceyle girmiştim oraya kafamdaki karşıklık başımı ağrıtıyor, güneşli bir Aralık gününün zevkinden mahrum bırakıyordu.Kısa zaman için buradaydım ve özlediğim neresi varsa gezmeye çalışıyordum ama bir yanda da kendime göre büyük sorunlarımla uğraşıyordum.Sıkıntılı bir şekilde kahve istedim,bana hoşgeldin dedi. Bende dalgın bir şekilde evet, kusura bakma hoşbulduk dedim. Kahvemi getirdi, hala gülümsüyor, iyi olup olmadığımı soruyordu bende ona alışmanın zor olduğunu başlarda ancak halledeceğimi söylüyordum, kısacası laf salatası yapıyordum.Birden aklıma hasta olan eşi geldi, nasıl diye sordum.O gülen  suratı ilk defa buruştu, gözleri yere kaydı, sonra suratıma bakıp yarı hüzünlü, yarı mağrur bir şekilde eşimi kaybettim dedi. Ben suratımda ki salak ifadeyi çoktan silmiştim, şok olmuştum. Duyduğum karşısında bir kaç saniye ne diyeceğimi bilemedim, ardından kendimi toparlayıp başın sağolsun demekten başka hiç bir şey gelmedi aklıma. Bir de oğlu vardı, onu sordum ardından, henüz anaokuluna giden bir çocuk.Zor olduğunu ancak her gece oyuncakla, bir şeyle kandırdığını elinden geldiğince eğlendirmeye çalıştığını söyledi. Konuşmayı bir masanın hesap istemesi kesmişti,  her zamanki gülümsemesini takınıp masaya koştu. Bense çöküp kalmıştım masamda, sadece bir kaç dakika önce saçma problemlerime takılmışken, tokat gibi çarpmıştı bu bir kaç saniyelik konuşma.
Sonra düşündüm…
    6.5 milyarlık  dünyada, her bir insanın ayrı bir hayat taşıdığını ve çoğunun yaşadıkları (bende dahil) o dünyayı nasıl mahvetmeye çalıştıklarını gördüm hem de hiç bir sıkıntıları yokken. Bazılarının da küçük dünyalarına nasıl hapsolduklarını gördüm, sınırları geçmek varken, hem sınır dediğimiz nedir ki ?Ülkeler arasında ki var olmayan sadece haritalarda ki  kalın çizgiler gibi, kafamızın içinde de böyle kalın çizgiler oluşur işte. Bir fikre saplanıp kaldı mı beyin, o kalın sınırlar bir adım öteye geçmeye izin vermez, hasta eder bizi. Bunun en uç örneği paranoyaklıkta görülür, bir hastalıktır aslında, rahatsız olan kişi evinden bile adım atamaz hale gelir ileri boyutlarında. İşte böyle beynimizi çevreleyen sınırlar hepimizin kafasında vardır; onlar genellikle bize çizilen sınırlardır. Kurtulmak  zordur bunlardan. Adetler,gelenekler,görenekler bazen en çok engelleyen sınırlar  olur bizleri.Ailemiz, kimi zaman arkadaşlarımız çizer, ancak çoğunlukla biz yaratırız onları.
   İşte bu kafe de çalışan adam bence o sınırları çoktan aşmış biriydi… Hepimizin örnek aldığı kahramanlar vardır hayatta, süperman gibi çocukken ya da herhangi bir film artisti büyüyünce. Bizlere rol modeli olanları uzaklarda ararız genellikle,ulaşılmaz sandıklarımızda. Ancak gerçeğin burnumuzun dibinde olduğunu bazen bir olayla anlarız. O adam benim için bir rol modeli oldu çünkü her ne olursa olsun ayakta kalmaya çalışan ve hayat sevincini kaybetmeyen, acısını yaşayan ancak hayatın devam ettiğini kabullenen ve savaşmaya devam eden bir adam. Bu adam bir silahşör yada şövalye değil sadece normal biriydi. Ancak asıl mucizenin normal kalabilmekte olduğunu hatırlattı bana.
Shakespeare ünlü oyunu Hamlette, olmak yada olmamak pasajında şöyle yazar:
”Bilinç böyle korkak ediyor hepimizi:
 Düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor
 Yürekten gelenin doğal rengini”

Yorumlar kapalı.