İsyan

Yayınlandı: 06 Mart 2011 / ARDA İŞ: Yazılarım

Dünyanın yüzü değişmeye başladı; en azından bir kısmının; Tunus’ta başlayan isyanlar bir domino etkisi yaratarak Libya’ya kadar uzandı.
Tunus’taki başlangıca geri dönersek; bir üniversite mezunu Tunuslu genç işsiz olduğu için sokaklarda işportacılık yapmaya başlar ancak çok geçmeden zabıta tezgahına el koyar ve….. Genç kendini 2 gün sonra sokak ortasında üstüne benzin dökerek yakar.Tabi bu gencin işsiz olması artı üniversite mezunu olması durumu daha da ilginç hale sokan bir detay.Sonra ne oldu? Zaten ne olduysa bu gencin kendini yakmasından sonra oldu, öfkeli gençler onlara sunulmuş yeni çağın nimetlerini kullanarak örgütlendi, facebook ve twitter gibi sosyal paylaşım ağlarında kendilerine cenneti vaat eden ancak cehennemi yaşatan liderlerine savaş açtılar. Bu açılan savaşın bu noktaya geleceğini kimse düşünmezdi belki bu savaşı açanlar bile… Liderler sırasıyla düştü, Tunus’ta Bin Ali, Mısırda Mubarek. Ürdün ve Libya ise sallanıyor… Kaddafi her ne kadar dirense de Avrupa ve Amerika’nın desteği olmadan çok da yerinde oturabilecek gibi gözükmüyor. Peki bu köklü değişim nasıl oldu da bir anda başladı? Tabi ki de bir anda olmadı olayların bu noktaya gelişi; yılların yoksulluğu, işsizliği; sömürülmüşlüğü içinde kıvranan Arap Dünyasının vatandaşları artık bu düzene daha fazla dayanamadı.. Özellikle de dünya üzerinde gelişen ve artık hükümetler tarafında da  engellenemeyen iletişim araçları, milyarlaca insanı birbirine bağladı,bu geniş iletişim ağı insanların başka görüşleri, fikirleri ve ideolojileri görmelerini sağladı. Bazılarına göre bu aslında batı dünyasının doğuyu kendine benzetme komplolarından biri. Gençleri batıdaki düzene özendirerek onları isyana teşvik ederek günaha sokma biçimi. Gerçekten böyle mi ? 30 yıl boyunca ülkesinin kaynaklarını hemde petrol kaynaklarını kullanarak milyarlaca dolar kazanan ancak halkını fakirlik ve cehalet içinde bırakarak milyonlarcasının  birer hayvan gibi yaşamasına göz yuman bu liderler sevapkar  mı? Kendi yazdığı kitabı anayasa gibi kullanıp ona göre bir düzen oturtan bir başkan, halkına ne verebilir? Aslına bakarsınız bu hareket o kadar geç kalınmış bir hareket ki; belki de bu insanların demokrasiye dönme şansları bile olmayacak. Bir önceki yazımda değişikliğe kapalı olan toplumların ileriye gitme şanslarının olmadığını söylemiştim belki de bu olanlar bu olgunun bir doğrulaması. Sonuçta hayatta sürekli olan tek şey değişimin kendisidir.
Peki Türkiye bunun neresinde; belki kıyaslama yapmak doğru olmayacak ama nerede olduğumuzu anlamak açısından Türkiye’nin yavaş, aksak ve kimi zaman yanlış yönde de olsa işleyen bir anayasası ve demokrasisi olduğunu söyleyebiliriz.Ancak geçmişinden ders almayan geleceğini inşa edemez ve bizde çok iyi biliyoruz ki atalarımız değişime kapandıkları için bir imparatorluğu kaybettiler.Değişim demek değerlerimizi, geleneklerimizi ve benliğimizi kaybetmek demek değildir. Kimse daha fazla söz hakkıyla ya da insan gibi yaşamakla daha az Müslüman ya da daha az insan olmaz. Olayın dini boyutuna değinmeden geçemeyeceğim çünkü, sonuçta tüm isyanların çıktığı Arap ülkeleri çoğunluğu Müslüman olan halklardan oluşuyor. Müslüman dünyasının kanımca yaptığı en büyük yanlışlardan ya da belkide bilerek yapılmış yanlışlarından biri, halklarını değişen dünyadan izole ederek en başta onların iletişim ve sosyal haklarını ellerinden alması. Dini öğreti ve doğruları yanlış yorumlayıp kendi doğrularına göre düzenleyen bu liderler dünyada her şeyin bir sonu  olduğunu düşünmeden bu çarpıtılmış yalanları kendi insanlarına empoze ettiler. Çoğunu da manipüle ederek sindirdiler ve değişime kapalı birer köle yaptılar. Herkes köleliğin artık 21.yüzyılda kalmadığını söylüyor ancak asıl köleliğin kendi fikir ve düşüncelerini belirtemeyen bir kitle yaratmak olduğunu unutuyor.

Yorumlar kapalı.