Etik

Yayınlandı: 14 Mart 2011 / ARDA İŞ: Yazılarım

Kişisel değerlerimiz ve ahlaki kurallar bizi bir birey yapan en önemli unsurlardır; yaşadığımız toplum içerisinde bize saygınlık ve kimlik kazandıran bu değerler ve inançlarımız kimi zaman toplumun amaçlarıyla çatışabilir. Bu çatışma sadece günlük hayatta başkalarıyla olan ilişkilerimizi değil, iş hayatımızı da etkiler. Doğru ve yanlışın göreceli olduğu ve değer yargılarının farklılık gösterdiği ortamlarda bazen dengeyi bulmak ve etik olmak zor olabilir. Etik olmak derken sadece kişisel değerlerimiz bir yana,  çevremizdekilere de zarar vermeden nasıl bu değerleri sürdürdüğümüz büyük önem taşır.

   Etik olmak dediğimiz zaman aklımıza ilk gelen dürüst olmak, çalmamak ve ya ayrımcılık yapmamak olabilir. Ancak serbest piyasa  kurallarıyla bunların çoğu ya hiçe sayılıyor ya  da üstü örtülüyor. Özellikle de pastadaki pay ne kadar büyükse yolsuzluk ve işe karışan taraflar o kadar çok oluyor. Bugün herkes öyle ya da böyle bu döngünün içerisinde yer alıyor ve  bu kurallar ülkeden ülkeye göre bile farklılık gösterebiliyor. Mesela Çin’de birine direk olarak para vermek rüşvet olarak sayılırken aynı kişiye aldığınız pahalı bir hediye ona olan saygınızı ifade edebiliyor. Sizin için bu aynı olay  olarak  görünse de algılama  biçimi olarak aynı  olmuyor. Bir başka örnekte  Amerika’da üst düzey yöneticilere ödenen yüksek primler; eğer olaya bizim açımızdan bakarsınız o yöneticilerin aldığı maaşlar etik gibi durmuyor ancak orada yaşananlar gayet normal algılanıyor ya da en azından bunun yasalara karşı bir durum oluşturmadığını görüyoruz.  Türkiye’de de durum çok farklı değil, devlet dairelerinde zarf içerisinde dönen paralara, kadınlara karşı yapılan ayrımcılığa sıkça rastlıyoruz ancak maço kültürümüz çoğu zaman bu ayrımcılığı göz ardı etmemize sebep oluyor.Peki yaptıklarımızın etik olup olmadığına nasıl karar vereceğiz ? Madem her şey göreceli, haksızlığın ölçüsü ne? Açıkçası bunun tam bir ölçüsü yok konmuş yazılı kuralların dışında olan her şey insanların inisiyatifine kalmış ancak bana da bir başkasının söylediği lafı bir ölçü olarak kullanabiliriz; o da eğer gece yastığa kafanızı koyduğunuzda gerçekten içiniz rahat değilse bir şeyler yanlış gidiyor demektir…
İş etiği ile ilgili çok ilginç bir belgesel izledim, belgesel ”The Smartest Guys In The Room”. Eğer ilgilenen varsa internette bulabilir. Belgesel çok ilginç, çünkü bir yolsuzluğun nasıl olup da etrafındaki herkesi bir hortum gibi içine çektiğinin inanılmaz bir örneği; Enron 1985’te kurulmuş bir enerji şirketidir. Bu şirket yatırımlarını artırarak enerji işinde büyümeye başlar ancak karlılığı maliyetlerinden ötürü düşmeye başlar, bu sırada şirketin sahibi Kenneth Lay, Ceo olarak Jef Skillings i görev başına getirir. Jef Skillings’in dahiyane fikri şudur; ”Biz enerji ve doğal gaz için boru döşemeyi bırakıp, enerji kaynaklarımızı finansal bir enstrümana dönüştürerek, hem maliyetlerimizi düşürürüz hem de daha fazla kazanırız.” Ki bu fikir öyle bir tutar ki Enron ABD’de deki 7.büyük  şirket olmayı başarır bu sırada da hiç bir şey üretmeden sürekli olarak artan borsa hisseleri vardır.  Şirketin nereden para kazandığı asla tam olarak bilinemez ancak şirket her yıl sonunda inanılmaz karlar açıklar.   Sonunda çıkan sonuç ise aslında Enron’un şirket bilançolarıyla oynayarak sürekli olarak artı pozisyonda gözükmesidir. Tarihin en büyük skandallarından birinin sadece görünen kısmı budur. Buz dağının görünmeyen kısmı ise çok daha ilginçtir: Enron’u denetleyen firma Arthur Anderson bunu bile bile Enron’a onay verir, ama olay bununla da kalmaz, Enron’un durumunu bilen büyük bankalar (JP Morgan,Citibank,Chase…) şirkete milyonlarca dolar yatırım yapmışlardır. Kısacası Enron kendi içinde başlattığı yolsuzluğu bir virüs gibi etrafa yayarak bu işten nemalanmak isteyen herkesi kendisiyle işbirliğine ikna etmiştir. Bu olay insanoğlunun açgözlülüğünü, doyumsuzluğunu ve hırsını ancak sonucunda da hayal kırıklığı, ahlaksızlık ve trajediyi gözler önüne sermesi açısından çok önemlidir.
Doğru olamayacak kadar iyi olan bir şey, aslında iyi falan değildir. Belgeselin sonunda edilen bu söz aslında her şeyi çok güzel özetliyor. Hepimiz her şeyi daha güzel ve daha iyi yapmak için bazı şeyleri gizleriz ya da olduğundan daha farklı göstermek için çaba harcarız. Bu bazen kağıdın üstündeki bir sayı, bazen kıyafetimizin üzerindeki marka, bazende kalbimizden gelenin ağzımızdan farklı kelimelere dökülmesi şeklinde olur ama sonunda bize kalan her zaman altında yatan gerçeklik olur ve bu gerçeklik gerçeği göremeyenleri kendi yalanlarıyla yok eder…

Yorumlar kapalı.