Avrupa Birliği ve Türkiye

Yayınlandı: 24 Haziran 2011 / ARDA İŞ: Yazılarım

Çok klişe bir başlık biliyorum ama konu bizim için o kadar uzadı ki… Neredeyse Avrupa Birliği dağılacak ancak biz hala  üyelik diye çırpınacağız.Avrupa Birliği malum, tüm ülkelerin borçları aldı başını gidiyor, bunlara euro kullanmayan ülkeler bile dahil İngiltere gibi. Tüm birlik ülkeleri kemer sıkma politikaları üzerine kafa yoruyor. Nereden neyi kesip, hangi tarafı kıssalar diye toplantılar düzenliyorlar. Bir de bunun üzerine Yunanistan’ın iflas durumuna geçmesi ve kredi derecelendirme kuruluşları tarafından notunun aşağı çekilmesi de cabası. İspanya, İrlanda ve Yunanistan başta olmak üzere işsizlik de almış başını gidiyor. Türkiye çift haneli büyüme rakamıyla geçen senenin starıydı Avrupa’da adeta ancak aynı şeyi bu sene için söylemek pek mümkün gözükmüyor sanırım yine de kamu borçları, enflasyon ve faiz oranları karşılaştırması yaptığımızda bir çok Avrupa ülkesinden çok daha iyi durumdayız hatta başlarda yer alıyoruz. Fakat yine de bize verilen tek şey aday adaylığı. Aslına bakarsınız 50 senedir bu böyle ancak son zamanlarda ki ve krizde ki dengeli tutumuyla şimdiye kadar çoktan üye olmalıydık diye düşünebilirsiniz… Peki üye olmamız bize ne kazandıracak? Ne kaybettirecek? Objektif bir değerlendirme yapmaya çalışacağım. Avrupa Birliği tüm ülkeler arasında serbest dolaşım ve çalışma hakkı var; bu her ne kadar güzel gözükse de aslında birlik üyeleri arasında çok da uygulanan bir şey değil-tatiller dışında-, para birliği olması bu ülkeleri birbirine daha yakın ya da vatandaşlarını daha entegre bir hale getirmiyor; zira kültürel farklılıklar ülkeler arası çalışma koşullarını zorlaştırıyor ayrıca her ülkenin ayrı bir anayasası olduğunu düşünürsek kanunların farklı olması da bu entegrasyonu engelliyor. Sonuç olarak Türkiye açısından dolaşım ve çalışma hakkı çok da fazla bir kazanç gibi gözükmüyor hatta birlik üyelerinin Türkiye’de ki kolay vergi sistemini kullanarak kendi gençlerimizin iş olanaklarını kapmaları daha olası.

İkinci olarak merkez bankası Avrupa Birliğinde bir tane, bu da demek oluyor ki her ülkenin kendi merkez bankası aslında işlevini yitirmiş herhangi bir özel bankadan farksız çalışıyor. Para politikaları ve faiz oranları tek bir merkezden yönetilen Avrupa Birliğinde üyeler kafalarına göre piyasalarını yönetemiyorlar aslına bakarsanız bugünkü ekonomik karmaşanın çıkmasının başlıca sebeplerinden biri de bu. Piyasaları rahatlatacak faiz yükseltmeleri ya da sıcak para akışı Avrupa Birliği Merkez bankasının kararlarına bakıyor ancak her ülkenin borç,faiz ,enflasyon ve iç talebi farklı olduğundan bu bazı ülkelerin işine yararken diğerlerini kötü duruma düşürebiliyor.Türkiye’nin krizden az zararla çıkması en çok Merkez Bankasının para politikalarına ve bankacılık sektörünün bu aşamada iyi yapılandırılmasına bağlanıyor.Şu aşamada TL’den Euro’ya geçiş Türkiye için bir intihar olabilir. Piyasaların iyice kızıştığı ve ikinci bir resesyonun beklendiği bu dönemde kendi sistemimizden vazgeçip tek bir merkezden yönetilmek belki de bizi Yunanistan’dan daha kötü bir duruma bile sokabilir. Kaldı ki işsizlik de Türkiye’de azımsanacak bir rakam gibi gözükmüyor; TÜİK’in açıklamasına göre bu rakam %11 civarlarında ancak başka kaynaklardan alınan bilgilere göre ki bunlar bağımsız kuruluşlar ; %17 civarında bir işsizlik söz konusu. Şu pozisyonda Türkiye’nin Avrupa Birliği sevdası aslına bakarsanız çok da sağlıklı bir ilişki gibi durmuyor, her ne kadar yaptığımız ihracatın büyük bir bölümünü Avrupa ülkeleriyle yapsak da tam bir entegrasyon ve dolaşım hakkı için kendi para birimimiz ve merkez bankasından vazgeçmek akıllıca değil. TÜSİAD başkanı Ümit Boyner, bu hafta içinde Avrupa’da ki bir toplantı da birliğin Türkiye’ye ihtiyacını olduğunu ve dinamizm için bunun gerekli olduğunu söylemiş, evet bu konuda haklı bize gerçekten ihtiyaçları var, yaşlanan nüfus ve her geçen gün kötüye giden resesyon onların taze kan ihtiyacını çoğaltıyor ancak bizim onlara ihtiyacımız var mı? Asıl sorulması gereken soru bu.

Yorumlar kapalı.