Kim Kazanmalı?

Yayınlandı: 24 Haziran 2011 / ARDA İŞ: Yazılarım
    12 Haziran 2011 Türkiye açısından önemli bir gün, ama sadece Türkiye için değil, Birleşmiş milletler ve Amerika için de önemli. Türkiye’nin bundan sonraki yol haritasının şekilleneceği ve belki de tüm ilişkilerimizi etkileyecek yeni bir dönem başlayacak. Son 10 yılda geldiğimiz noktanın bir değerlendirmesini yaparsak, yükselişe geçmiş ve birçok kronik problemimizi geride bırakmış görünüyoruz ancak yapılanlar yine de yeterli ve kalıcı değil. Popülist politikalardan çok, çözümlere ve kararlı bir hükümete ihtiyaç duyduğumuz bir dönem. Sonu gelmeyen birçok tartışmalı problemin de bana göre iyi ve ya kötü sonuca kavuşacağı yıllar olacak.
    Pazar sabahı, hepimiz o sandıkta güvendiğimiz, bildiğimiz ya da hiç istemediğimiz ama başka bir seçenek bulamadığız parti ve ya adaya oyumuzu atmış olacağız. Bu yazı yazılırken henüz seçimler olmamış olacak, o yüzden şu anda kesin bir değerlendirmem olamaz. Ancak ben konuyu başka bir açıdan ele almak istiyorum: Ben kazananla çok ilgilenmiyorum açıkçası, bu ülkenin başında her zaman birileri olacak bundan önce Cumhuriyetin kuruluşundan beri her zaman (zaman zaman asker) olduğu gibi. Ancak benim gözlemime göre, toplum olarak icraat ve gerçek durumumuzdan çok isimler ve vaatler üzerinden yönetiliyoruz. İdeolojik ve aslında var olmayan kavramlara çok takılmış durumdayız. Seçim turlarını, stat da maç izler havada izliyor ve tezahürat yapıyoruz. Belki herkes bu şekilde düşünmüyor olabilir ancak seçim konvoylarının ve meydanlarının kalabalığı ciddi bir seçim mitingden çok bana düğün konvoylarını hatırlatıyor. Verilen konuşmaların içeriği de türlü skandal, kaset ve ağız dalaşından ileri gitmiyor. Nedense işin magazinsel boyutu biz her zaman çok daha fazla çekiyor.
     Peki, kim kazanmalı? Bu sorunun yanıtı aslında oldukça basit: Türkiye kazanmalı. Türkiye sadece 3-5 partiden oluşan onların ağız dalaşıyla televizyon ekranlarını dolduran, gündemin sürekli gerçeği saklamak amacıyla saptırılmış görüntüsünden kurtulmalı. O yüzden bu seçimde kim kazandığı ve ya kaybettiği sandıkta ya da dışarıda önemli değil. Kazanan kim olursa olsun, muhalefetin ya da diğer partilerin sadece Türkiye için hareket etmesi önemli kendi şahsi çıkar ve itibarları için değil. İşte belki o zaman kendi içimizde ki kardeş kavgasını durdurabilir, daha fazla büyüyebilir ve zenginleşebiliriz. Genç nüfusumuzun avantajını, beyin göçünü durdurarak kullanabilir, terörle savaşa akıttığımız milyarlarca liranın eğitim ve sürdürülebilirlik için harcanmasını sağlayabiliriz. Evet, bunları çok daha önce de yapabilirdik ama henüz geç kalmadık o yüzden kimin kazandığı önemli değil ve asla da değildi. 

Yorumlar kapalı.