Dip

Yayınlandı: 09 Ekim 2011 / ARDA İŞ: Yazılarım

       İnişler ve çıkışlar her insanın hayatının bir parçasıdır. Psikolojik olarak ve ya kariyer açısından inişler ve çıkışlar her gün, her an yaşanabilir bir durumdur. Kaçınılmazdır. Planlar günlük, aylık,yıllık ve hatta daha uzun süreli yapılır. Bence genelde iş görüşmelerinde ya da sohbet ortamında sorulan kendini 10 yıl sonra nerede görüyorsun sorusu paradoksal bir durum yaratır. Çünkü yarın ne olacağını bilmeyen insanoğlu, 10 yıl sonrasını ancak tasavvuf edebilir… Hayal etmek anlaşılabilir ama 10 yıl sonrasını tahmin etmek ve plan yapmak bu biraz uçuk bir öngörüdür.Bir tür Nostradamus kehaneti…

        Ancak yine de hayatta bazı şeyler önceden tahmin edilebilir, önceden bilinebilir. Yeteri kadar bilgi sahibi olmakla, bazı olayları değiştirebilir, kendi lehimize çevirebiliriz. İşte bu bağlamda insan nelerden vazgeçeceğine ve terk edeceğine ya da neye sıkıca sarılması gerektiğine çok dikkatli karar vermelidir. Bazı işler ve amaçlar, dışarıdan çok cazip ve kolay gözükseler de neden herkesin bu iş ve amaçlarda bir numara olamadığı işte bu iniş ve çıkışlı dönemlerde ortaya çıkar. Söz gelimi bir şirketin yöneticisi olmak için çok üst düzey  bir eğitim görmek yeterli olmamaktadır. Bugün, bir çok yüksek okul mezunu ve yetenekli kişi, onlardan daha alt düzey bir eğitim almış kişilerin altında çalışmaktadır. Peki bunun temelinde yatan sebep nedir?

      Öncelikle, dip dediğimiz yer, bir şeyi yapmadan önce duyduğumuz heyecan ve zevkin, bir süre sonra azalmaya başlamasıyla en alt düzeye indiği noktadır. Genellikle, yolumuza çıkan engeller ve ya kişiler motivasyonumuzu olumsuz yönde etkileyerek bizi ulaşmaya çalıştığımız hedefimizden alıkoyar ve acı çekmeye başladığımız an o amacı terk ederiz. İşte başarılı insanların farkı da bu noktada ortaya çıkar aslında. Günümüzde insanlar, bir çok yeni şey denemeye ve tecrübe etmeye hazır. Bu aslında kötü bir şey değil,yani yeniliklere ve tecrübelere açık olmak. Ancak dünyanın bugün bize sunduğu fırsatlar sonsuz, sorun şu ki insan olarak bizim tüm bu olasılıklara açık olmamız ve denememiz imkansız. İşte bu nokta da kişinin ne için gerçekten savaşacağı büyük bir önem kazanıyor. Çok yönlü dediğimiz insanlar genelde, bir kaç işte gerçekten iyi olurlarken aslında hiç bir konuda en iyi olamıyorlar. Bu da o kişilerin aslında amaçları için yeterince uğraşmadıkları ve acı noktasında kendilerini başka bir alana kanalize ettiklerinin bir göstergesi ve bu kısır döngü her acı noktasında tekrarlanıyor.

     Başarı için fark yaratan bir başka nokta işe bize kısa dönemde zevk veren ancak uzun vadede bizi yok eden şeylerden vazgeçemeyişimiz ve terk edemeyişimiz. En basit örneği tabi ki madde alışkanlıkları; örneğin sigara kısa vadede içen kişiye zevk verirken uzun vadede uçurumun kenarına gönderiyor. Bu açıdan neyi terk edip etmemiz gerektiğini çok iyi seçmemiz gerekiyor. İşte başarılı insanlar ve 1 numara olanlar bu noktaları çok iyi biliyor ve dayanmaları gereken yerde dayanırken terk etmeleri gerekirken yerde de terk ediyorlar. Israrcı olmak her konuda işe yaramazken,acı duymamız gereken bazı yerlerde de geriye çekilmememiz gerekiyor.

    Sonuç olarak, hayatta ki en büyük acı ölüm olduğuna göre ve hiç birimizin bundan kaçamayacağını düşünürsek,çektiğimiz çoğu acının ne kadar ufak olduğunu da anlayabiliriz. Ben başarılı olmak için ölmek gerekir demek istemiyorum, hayır, ben başarı ne konuda olursa olsun-çünkü her şey gibi başarı da görecelidir- korku ve acının kucaklanması gerektiğini savunuyorum. Çünkü ancak bu şekilde gerçekten yaşadığımızı anlayabiliriz ve hayatımızın bir anlamı olabilir.

Yorumlar kapalı.