Demokrasiyi kim öldürüyor?

Yayınlandı: 10 Ocak 2012 / ARDA İŞ: Yazılarım

                     

                   Demokrasi; ”yunanca; (Demos: Halk; Kratia: İdare, iktidar) Halk iktidarına dayanan hükümet şekli. Devlet iktidarını elinde bulunduranların, halkın çoğunluğunun iradesiyle seçildiği hükümet şeklidir.” Kökeni Atina’ya dayanır. Aslında Atina’da demokrasinin tatbikatı çok daha dar bir şekildeydi, orada halkın sadece bir kısmı oy verebilirdi. Yani kanunlar elit bir kısımın oyu ile yapılıyor yine bir kişinin cezası bu kesimin oyu ile infaz ediliyordu. Tabi ki nüfusu çok az olan bir topluluk için bu yol belki de uygulanması açısından kolaydı. Bugünün toplumları çok daha kapsamlı bir demokrasi anlayışı ile yönetiliyor, belli aralıklarla yapılan seçimler ve bu seçimlerden çıkan delegeler,  halkın yerine bu kanunları ve cezaları uyguluyorlar.

         Türkiye’de ki demokrasi her zaman çok tartışıldı, çok çizildi ve konuşuldu. Yargı bağımsızlığından, laiklik anlayışına, milliyetçilikten devrimciliğe kadar her noktası ayrı bir tartışma konusu oldu. Ancak son zamanlarda Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana dokunulmayan ve eleştirilemeyen Türk Silahlı Kuvvetleri de bu dalgadan nasibini aldı. Balyoz ve Ergenekon davasıyla, askerin demokrasi üzerinde ki rolü sorgulanmaya dahası o rolün büyük ölçüde azaltılmasına sebep oldu. Verilen yargısal kararlar daima politik olarak nitelendirildi hatta bazılarına göre yargı fazlasıyla özgür kaldı. Türk Silahlı kuvvetleri kuruma karşı komplo kurulduğunu söylerken, aynı şekilde hükümet de kendisine komplo ve darbe girişimi suçlamasıyla askerleri teker teker içeri aldı. Şimdi herkes farklı bir görüşte; bir kısım TSK’yı destekleyip hükümetin askeri sindirmeye çalıştığını düşünürken, kimileri de Türkiye’nin kısa Cumhuriyet tarihinin darbelerle dolu olduğu gerçeğini düşünerek, yapılanların doğru olabileceğini savunuyor. Peki, kim doğruyu söylüyor? Hangi taraf haklı? Aslına bakarsanız burada haklı bir taraf olduğunu söylersek zaten direk olarak henüz yargılama süreci bitmemiş bir davanın sonucunu açıklamış oluruz ki, bunu yapmak ayrı bir suç olur, çünkü henüz kimse kesin bir suçtan ötürü hüküm giymedi  sanık sıfatıyla orada bulunuyorlar.

                Olaylara tarafsız bakabilmek zordur, çoğu zaman duygularımız bunu engeller ve taraf seçmemiz zorunluluğuna kapılırız. Ancak bunun gibi hassas bir konuda taraf olmak bence daha zordur, çünkü bir tarafta bu ülkenin hükümeti dururken diğer tarafta bu ülkeyi her türlü tehlikeden koruduğuna inandığımız bir kurum vardır. Ancak gelişen olaylar ve geçmişte yaşanan olaylara dayanarak yorum da bulunmak gerekirse, aslında bugün meydana gelenler tamamen güç ve gövde gösterisine dönüşmektedir. Bir taraf, belki de geçmişte yaşanan ve çok acı çekilen darbe dönemlerinin paranoyaklığıyla hareket ederken, diğer taraf bugüne kadar olan en sağlam ve güvenilir kurum olma imajını ve milletin yerine her zaman karar vermiş olmanın baskısı nedeniyle bu güç gösterisine katılıyor olabilir. Ancak burada iki tarafın kazanıp kaybetmesi tartışmasından daha önemli olan ve tüm bu olanlara karar vermesi gereken millet iradesi tamamen es geçilmektedir. Gelişmiş demokrasilerin aksine, yaşanan süreç tamamen milletin karar alma mekanizması dışında gelişmektedir. Bu bağlamda asker ve hükümetin aslında kendilerini var eden milleti görmezden geldikleri ve kozlarını paylaştıkları söylenebilir bu da bizi daha vahim bir sonuca götürür ki eğer durum gerçekten böyle ise, o ülkede ki düşünce ve seçme özgürlüğünden bahsedilemez. Mutlaka takip edenler vardır ancak çoğumuz bir sene içerisinde ne kadar kanun, yönetmelik ve tüzüğün değiştiğinden bir haber yaşıyoruz ve gerçekten de bunları takip etmek çok zordur. Hal böyle olunca da aslında yargıda ve mahkemelerde verilen birçok karara da şaşırmamız normal, çünkü resmi gazeteyi okumadıkça, sadece basın yoluyla bunların bir kısmını bilmek ancak mümkün oluyor. Sonuç olarak seçtiklerimizin bizler adına ne gibi kararlar aldığını tam olarak bilmiyor ve öğrenemiyoruz. Fakat bir çoğumuzun hayatlarını direk etkileyen bu kararları bilmememiz bizi sözde demokratik yapıyor ve yargı, asker ve hükümet üçgeninde yaşananlar da böylece bir sır gibi sadece olayları izlemekle yetinilen bir olay haline geliyor ve sonuçta hepimiz duygularımızla taraf olmayı seçiyoruz.

          Yine de bu durumu değiştirecek olan yine halkın kendisidir. Olaylara yabancı kalmamalı ve kendi seçtiğimiz ve bizim yerimize karar veren insanları takip etmek zorundayız. Kimilerine bu güvensizlik şüphecilik ve gözetmenlik gibi gelebilir ve eğer güvenmiyorsak niye seçildiler diye sorabilir. Ancak bu kararları veren kişilerinde insan oldukları gerçeğini düşünmeli ve haksız olan yerlerde kendi irademizi koyarak bu kararları değiştirme gücüne inanmalıyız. Sonuçta her kurum ve hükümet geçicidir ve insanlardan oluşurlar, ancak milletler daima var olacaklardır, bugünkü tartışmalar bir gün unutulacaktır ancak demokrasi kendi kaderine terk edilmeyecek kadar hassas bir olgudur ve ancak bir millet kendi iradesi ve özgürlüğüyle karar alıyorsa yaşamaya devam eder. Bu yüzden demokrasiyi yaratan da öldüren de milletin kendisidir.

Yorumlar kapalı.