4-4-4

Yayınlandı: 29 Mart 2012 / ARDA İŞ: Yazılarım

       Yeni eğitim sistemi tartışıla dursun; Türkiye’nin kanayan yarası sınavlar ve bu sınavlarda verilen nesil zayiatı devam ediyor, her sene 2 milyona yakın genç, çarpık eğitim sisteminde kendine yer arıyor, bulamayan ziyan oluyor, paralar çöpe gidiyor, dershanelerin kasası doluyor. En son dershanelerin kalkması gibi uçuk bir öneri ile gelindi, bu sistemi düzeltmekten çok, kafaları karıştırıyor. Futbol taktiği görünümünde ki yeni sistem, ne sınavları yok ediyor ne de temeli değiştiriyor. Yine parası olan gücü yeten özel ders ve dershanelere muhtaç, ve okulun önemi artacağı yerde, okul yönetimleri kendi prestijlerini artırmak uğruna, bol keseden daha fazla not dağıtmaya devam edecek. Sonuç; depresif, işsiz, amaçsız ve beyni boş bir nesil yaratmak. Bir de tüm bunların üstüne, dinci gençlik söylemleri, artık eğitimin sadece bilgi vermekten çok, neye inanacağımız konusunda da insanları yönlendirmeye karar veren bir mekanizma olmasına kadar varıyor. Din eğitiminin bir zararı yok aslında, ahlak,sevgi, dürüstlük gibi insani kavramları işleyen bir ders neden yanlış olsun kaldı ki müfredatta da zaten böyle bir ders hep vardı, ancak son söylenen sadece dini bir eğitim değil, daha çok inanç dayatması ve öğrencilerin notlarının imanla ölçülmesi. Bu ikisini bir birinden ayıramayan bir sistem nasıl daha iyi olabilir ki?

         Bunun yanı sıra, bence ülkemizde eğitime verilen ama ezbere dayalı eğitime verilen önem gereksiz fazla. Bunlar sürekli yinelenen gerçekler belki ancak yine de söylemekte fayda var, pratiğe dayalı eğitim vermeyen ve sadece bilgileri ezberleten bir eğitim sistemi, bugünkü işsizler ordusunun yegane sebebi. Ne lise ne de üniversitede, öğrencilerin yetenek ve kabiliyetlerine göre ayıramayan sistem, herkese fırsat eşitliği sunduğunu göstererek aslında aile ve öğrencileri kandırıyor. Yapılan araştırmalara göre, dünyanın en gelişmiş ülkelerden İsveç’te üniversite mezunu oranı, nüfusun sadece diğer gelişmiş ülkelere göre az bir kısmını oluşturuyor. Bu oran ABD ve diğer Avrupa ülkelerinde çok daha yüksek ama buna  rağmen İsveç halen GSMH ile 1. konumda. Aslında ne kadar çok üniversite mezunu verdiğiniz değil, ne kadar nitelikli öğrenci çıkarabildiğiniz gerçeği ile karşılaşıyoruz. Yani eğitimin kalitesi o ülkede ki üretim ve ekonomik büyüme ile doğru orantılı yoksa ne kadar çok mezun verdiğiniz ile değil. Türkiye’de ise üniversite sayısı her geçen gün artıyor ancak kalite olarak 100 tanesi 1 Avrupa üniversitesine denk gelmiyor, okullar ise, ticari işletmeler gibi bir yatırım ve kazanç aracı olarak görülüyor. Rant uğruna açılan sayısız ve hiç bir eğitim karşılığı olmayan bu üniversiteler diplomalı işsizler yaratıyor. Pratik olarak hiç bir konuya yönlendirilmeyen öğrenciler ancak yaz stajları ile bu açığını kapatıyorlar şanslı olanlar, 4. sınıftan bir yere kapak atarken, bir çok genç mezun olduktan sonra uzun bir süre ne yapacağını düşünüyor, gelişen iş endüstrisi ise artık insanların çok düşünmelerine fırsat tanımıyor, çünkü herkesin yeri her an doldurulabilir. Tüm bunların yanında erkeklerin askerlik engeli, tüm eğitimlerinin bir çırpıda yok olmasına sebep olabiliyor.

      Tüm bu ortamda bu ülkedeki seçilmişlerin  4+4+4 gibi saçma bir sistemin olup olmaması ile ilgili  kavga etmeleri ise daha ilginç bir durum. Odaklanılması gereken konu, nüfusu büyük bir hızla artan bu ülkedeki gençlerin daha adil ve pratiğe dayalı bir eğitim ortamında nasıl yetiştirilecekleri   olması gerekirken, ideolojik bir kavganın tam ortasına itilen bir nesil sadece kafası karışık bir nesil olmayacaktır, kaybedecek bir şeyi kalmayan insanlar yığını haline gelecektir. Ve kaybedecek bir şeyi olmayan kişi, her şeyi yapmaya hazır kişidir…

Yorumlar kapalı.