”Tarihini bilmeyen kendini de bilemez”

Yayınlandı: 27 Nisan 2012 / ARDA İŞ: Yazılarım
        Yazının başlığında ki sözler bana ait değil, bir solukta okuduğum bir romanda geçen sözler… Ahmet Ümit’in ”Sultanı Öldürmek” başlıklı yeni kitabı, hepimizin çok iyi bildiği, bir çağı kapatıp diğerini açan Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet üzerine kurulu. Günümüzde geçen ancak tarihin kokusunu her sayfasında içimize çektiğimiz çok başarılı bir polisiye roman. Kırık bir kalp, bir cinayet, ve Fatih döneminin en önemli olaylarının yer aldığı bu kitap muhtemelen sadece tarih meraklılarını değil herkesi çekecek cinsten. Amacım kitabın reklamını yapmak değil, yazarıyla da tanışmışlığım yok. Ama Ahmet Ümit’in bize hatırlattığı çok önemli bir gerçek var kitapta, kendi tarihimizi ne kadar biliyoruz, ne kadar objektifiz, ve yıkılmış bir imparatorluğun küllerini mi taşıyoruz yoksa sadece çoktan bitmiş tükenmiş o efsanelerin arkasına mı gizleniyoruz ? 

         Belki de hepsi birden, ama kitabı okurken ne kadar cahil olduğumu fark ettiğimi itiraf etmeden geçemeyeceğim, tarih kitaplarında yazılanların çoğunun milli duygularımızı kabartıp böbürlenmemiz için abartıldığını, saray entrikalarının gizlendiğini, ve kardeş ölümlerinin nasıl üstü kapalı anlatılıp geçildiğini hatırlar ve bilirim. Ancak referans olarak 150’ye yakın kitabın verildiği bu roman, sadece bir hikayeden ibaret değil, belki de tarihe yeniden ve başka açılardan bakmamız için bir fırsat. Peki neden önemli Fatihi anlamak ? Ve ya diğer padişahları ve tarihi olayların iç yüzünü bilmek ? Bundan neredeyse 550 yıl öncesinde gelişen olaylar bizim üzerimizde nasıl bir etki bırakabilir ki diye düşünebiliriz, ki bunda da haksız sayılmayız, ama sadece İstanbul’un fethiyle böbürlenerek tarihimizi bildiğimizi iddia edebilir miyiz? Ya da ”Fetih” filmini izleyerek Fatih’in neler düşündüğünü anlayabilir miyiz? Sanırım bundan daha fazlasına ihtiyacımız var. Padişahlar ya da diğer tarihi kişilikler bize birer insandan çok başka dünyada yaşayan ve ya yaşamış varlıklar gibi sunulurlar, ve apayrı bir yere konarak tüm insani özelliklerinden arındırılırlar. Bu halleriyle onlar, daha çok birer evliya, üstün kişilikler gibi gelirler gözümüze. Bu sebeptendir ki, onları yargılamak, eleştirmek, hatta aleyhlerinde en ufak bir söz söylemek ayıp ve hatta günah olarak görülür. Halbuki tarih, insanın ta  kendisini anlatır. Tüm o savaşlar,kıyımlar, fethedilen ülkeler, düşen krallıklar, ve din savaşları, insani olan hiç bir duygudan ayrı tutulamazlar. Fatihin ve ya diğer padişahların da bu yüzden kişilik ve hayatları aslında çok önemli ayrıntılardır. Çünkü onların ihtirasları, hırsları, depresyonları ve tutkuları  sadece bir dönemin değil, tüm tarihin kendisine ışık tutmaktadır. Bugünün politik oyunlarını, iktidar sevdasını, darbelerini ve kendimizi anlamak için, onları da çok iyi anlamamız gerekir. 
         Bugünün güncel olaylarınında bir gün tarih sayfalarında yer alacağını biliyoruz ve tarihin çoğu zaman sadece kanlı savaşları, galip ve mağlup ilişkisini yazdığını da hatırlıyoruz. Belki de bir gün cumhuriyet olgusunun bile şekil değiştirip bambaşka bir ideoloji altında sunulacağını düşünebiliriz. Ancak insan olgusu ve doğası ne olursa olsun, aynı kalacaktır. İnsan doğası şartlar  ve koşullar ne kadar değişse bile aynı özünü koruyacaktır… Ben bir tarihçi değilim, ama geçmişteki karakterleri birer çizgi roman kahramanı olmaktan çıkarıp, kanlı canlı birer insan olarak görmeye başlarsak, belki de bugünü daha iyi analiz edebileceğimize inanıyorum. 

Yorumlar kapalı.