GELECEK 100 YIL

Yayınlandı: 07 Temmuz 2012 / ARDA İŞ: Yazılarım

Nostradamus’u herkes bilir, ünlü hekim ve kâhin geleceği dörtlükler yazarak tahmin eder, bunu yaparken de sembolik ifadeler kullanır, aynı zamanda astrolog da olan Fransız, yaptığı tahminleri de gök cisimlerinin hareketlerine bağlar. Üstü kapalı bir ifade kullandığı için genelde hangi olay ve zamanı işaret ettiği pek anlaşılmayan Nostradamus, yeniçağ astronom ve astrologları tarafından kimi zaman eski kitapları derleyip tahminde bulunmakla suçlansa da, 16.yüzyıl okuyucularına ve daha sonraki kuşaklara o gizemi vermeyi başarmıştır. Ondan tam 3 yüzyıl sonra Jules Verne, yine bir Fransız, Aya Seyahat adlı eserinde, yani gerçek seyahatten tam bir asır önce, bu yolculuğu neredeyse kusursuzca tarif etmiş sadece roket yakıtı yerine barutu ateşleyici olarak öne sürmüştür. Yine aynı şekilde herkesin bildiği ”Denizler altında 20.000 fersah” denizaltının icadından önce yazılmış ve yayınlanmış bir romandır. Bir bilimsel kurgu, hayal ürünüdür. Her iki bilgin ve yazarda, genelde ellerinde hiç bir kayda değer veri olmaksızın, kesin ve bir o kadar da doğru tahmin yapmışlardır. Her ne kadar Nostradamus, bunları üstü kapalı bile yapmış olsa, yaşadıkları dönem ve teknolojinin çok üzerine çıktıkları kesindir. Leonardo Da Vinci, aynı şekilde Rönesans döneminin en ünlü ressamlarından ve sanatçılarından biri olmakla kalmayıp aynı zamanda mucittir. Hazerfan Çelebi gibi o da kanatlı ve insanı uçuracak bir aygıtın tasarımını kuşların uçuş biçimlerini örnek alarak tasarlamıştır. Yine modern topların tasarlayıcısı olarak da anılır. İnsanın hayal gücü sınırsızdır derken belki de kastedilen bu; bir şeylerin ötesine bakabilme yetisidir.
Çağımız onların yaşadıkları çağdan çok farklı, bugün gidilemez her yere giden, her yere kablosuz iletişim teknolojileri götürebilen insan, bunun daha ne kadar ötesine geçebilir? Son 20 yılı veri olarak kullanırsak, gelişmeler inanılmaz derecede hızlı bir o kadar da düşündürücüdür. Bir 10 yıl kadar öncesine kadar parmaklarımızla dokunulan bir teknolojiyi hayal etmek bile zor iken, bugün sadece dokunmakla kalmayıp, sanal ortamda hareket bile etmemizi sağlayan cihazlarla tanışıyoruz. İnternetten alışveriş yapıyor, yüzünü bile görmediğimiz yüzlerce insanla iletişime geçebiliyoruz. Marsa insansız araçlar yolluyor, Güneşin yakından fotoğrafını çekiyoruz. Yerin altına kilometrelerce uzunlukta tüneller döşeyip, gözle bile görülemeyen cisimleri çarpıştırarak, belki de Tanrı’ya kafa tutmaya kalkıyoruz. Peki ya sonrası?
Eskiden kâhin ve hayal gücü geniş bilginlerin fikirleri geleceğe ışık tutarken bugün bu konuştuğumuz tüm teknoloji ve gelecek bir bilim dalı haline geldi. ”Futurist” denen yani gelecekçiler, bundan sonra olacakları tam olmasa bile büyük bir kesinlikle tahmin edebiliyorlar. Ancak bunu yaparken, sadece hayal gücüne değil, ellerinde ki veri ve istatistiklere de bakarak tahmin yürütüyorlar. İşin ilginç tarafı ise bugün yine hayal bile edemediğimiz ölçüde uzak gelen cihaz ve olaylar aslında yapım aşamasındalar. Kendi kendine giden araçlar, internet gözlükleri, vücudumuzda ki herhangi bir organı yeniden üretebilecek hücreler… Bunların hepsi gelecek 50-100 yılın yeni teknolojileri olacaklar ve bize çok da uzak değiller. Bilimin böylesine hızlı ve keskin bir yol aldığı bir dönemde, hayallerimizi ve isteklerimizi sınırlı tutmamıza bir gerek yok. Gelecek hiç bir zaman tam olarak bilinemeyecektir, fakat her zamankinden daha yakın ve daha öngörülebilir gerçeğini de yadsımamak gerekir. Bu çağın ikilemi belki de ihtiyacımızdan daha fazlasını gerçekten öğrenmek isteyip istemediğimizdir…

Yorumlar kapalı.