Korku İmparatorluğu-2

Yayınlandı: 22 Aralık 2012 / ARDA İŞ: Yazılarım

Soğuk havayı içime çektim… Ciğerlerim yakıcı bir ferahlama hissetti, sabah 5:30… Bu ayazda üşümemek için bir ölü olmak gerektiğini düşündüm, üstümdeki 3 kat kıyafet bile beni sadece donmaktan koruyabilirdi… Ve cebimden bir sigara çıkardım, içime çekeceğim dumanın bu havanın yarısı kadar bile etki etmeyeceğini bile bile… Yıllardır taşıdığım gümüş kaplı çakmağa baktım, onunla her yere gitmiştik, kış veya yaz, kumsalda güneşin altında soğuk bir içecekle ya da kışın ortasında bir fincan kahveyle sigaramı hep onunla yakmıştım, ateşin bulunması gerçekten de insanlık tarihinin dönüm noktasıydı, iyi ya da kötü ne açından bakarsanız bakın, ateş olmadan sigaramı asla yakamazdım… Çok derinlere gitmiştim yine, rüzgar bir an için elmacık kemiklerimi sızlattı, önümde yürümem gerken uzun  bir yol olduğunu biliyordum, ama ayaklarım artık bunun için çok yorgunlardı… Bir gölge, sabahın ilk ışıklarında belli belirsiz önümde uzanıyordu, önce kendi gölgem sandım ama yürüdükçe yanımda benimle birlikte olan başka bir varlığın olduğunu düşünmeye başladım… Sanki yanımda görünmeyen başka biri daha vardı ve beni izliyordu, bunun imkansız olduğunu her ne kadar bilsem de kendimi bu saplantılı düşünceden alamadım, koşmaya başladım herkesden ve her şeyden kaçar gibi koşuyordum ama ne yaparsam yapayım benimleydi işte, tam benim gölgemin yanında kısa boylu birine ait insan siluetinde bana yapışmış gölge ikizim… Gitmem gereken yolu çoktan kaybetmiştim. Tüm bildiklerim gibi, gittiğim yoldan da emin değildim artık. Belki sadece bir halisünasyondu bu, belki de beynimin bana bir oyunu, cinlere perilere inanmazdım ben onlar sadece masallarda olurlardı. Peki koruyucu meleklerin gerçekten yanımda olduğunu görebilir miydim?  Belki de şeytanın kendisiydi yanımda olan, o kısa ve tıknaz yapısıyla beni korkutup kaçırmak hatta daha fazlası ruhumun en derin köşelerindeki gizli saklı sırlarımı açığa vurmam için beni zorluyordu, bana işkence yapmaması için ona yalvarmamı ve ağlamaktan bayılana kadar onun önünde diz çökmemi bekliyordu, peki ya Tanrı’nın kendisi benimle bizzat yürüyorsa bana bir şeyler anlatmaya çalışıyorsa? Bu ihtimal beni daha fazla ürkütmüştü, müdürün odasındaki haylaz öğrenci gibi kızarmış bozarmış, yaptıklarımın doğru ve yanlışığını bir an için gözümün önünden geçirmiştim, ne hesap verebilirdim ki her şeyi bilen ve görene… Soğuk… Bu kez ölümün kendisi kadar acıtıyordu canımı, ölmek her nasıl bir duyguysa… Gölge kaybolmuştu şimdi… Ben ve kendi gölgem baş başaydık artık… O gelene kadar plan yapmalı ve her ihtimali gözden geçirmeliydik, kimdi ve neden benim peşimdeydi, eğer sürekli benimle olacaksa bir anlaşma yapmalıydık, bana karışmamalıydı, özgürlüğümü kimse kısıtlayamazdı benim, Tanrının kendisi bile… Sonuçta özgür irade onun eseriyse o zaman oyunu kurallara göre oynamalıydık yok eğer Şeytansa en az onun kadar açıkgöz ve kurnaz olmalıydım ve kurallara ihtiyacım yoktu…. Yanımda belirdi yine, şimdi yüz yüze konuşmanın vaktiydi, ona her şeyi söyleyecektim, beni rahat bırakmasını aksi takdirde… Aksi takdirde ne? Ne yapabilirdim ki… Özgüven eksikliği… Annem hep bana kendine biraz güven oğlum havadan nem kapma derdi… Ama bu insanın tek başına yenebileceği bir durum değildir, kendinize güvenmeniz için biraz sağlıklı bir beyin ve genetik koşullar gerekir… Benim DNA’mda yazılı değildi bu… Yalnız kalmak için her şeyi yapardım diye düşündüm…Şimdi de o gölge yetmezmiş gibi sesler duymaya başlamıştım, insan sesleri ama kimse yoktu bu dağın başında benden başka, ağacın dibine oturdum o gölgeyle birlikte, sesleri dinlemek için sanki sessiz bir anlaşma yapmıştık bu konuda:

– Şu anda durumu stabil bitkisel hayatta artık… Herhangi bir tepki vermiyor dışarıya , yanlız garip olan, intihar etmeden önce bıraktığı not: Eğer korkarsan kendi gölgenden, gerçeğe döner tüm korkuların sen fark edemeden, eğer özgürsen aklında kimse dokunamaz sana….

Yorumlar kapalı.