Yaratıcı

Yayınlandı: 29 Mayıs 2013 / ARDA İŞ: Yazılarım

Tanrının insanı yaratış sebebi muhtemel olasılıkla kendini eğlendirmek içindir, yoksa bunca vahşetin, pisliğin, zorbalığın ve eşitsizliğin olduğu bir yer olmazdı, dünyanın kendisinin bir sirkten farkı yoktur kanımca. Çünkü bir sirk ancak hem estetiği hem de ucubeleri aynı anda bünyesinde barındırabilir. Tanrı eğer bu koca sirkin yöneticisi ise o zaman bizde işçiler olarak payımıza ne düşerse ona razı oluruz. Dünyanın daha iyi bir yer olacağı umudu, işlerin düzeleceği ve istediğimiz gibi olacağı yanılsaması, bizi bu dünyada kalmaya iten başlıca nedenlerdir hiç birimiz bunların fakında olmasak dahi. Herkes uyandığı her yeni gün dahi iyi ve daha güzel bir gün olması için çabalayarak kalkar. Bunu içinde bilmese bile geçmişte ki tüm hatalarının silindiğini dileyerek uyanır. Ama geçmiş kişinin peşini bırakmadığı gibi, bir gölge gibi onu takip eder, Tanrı büyük olasılıkla pişmanlığı da bu yüzden vermiştir bize, kendimize acımamızı seyretmek için. Her şeyi Tanrı’ya bağlamak da olmaz,  doğal olan her şey bizim katlanmak zorunda olduklarımızdır. Zaman yüzyılları, binyılları geride bıraksa da , insanlık tarihi aynı senaryo üzerinden aynı tiyatroyu oynamaya devam eder. Kendi lüks ve konforu, kendi istek ve arzuları peşinde koşar. Bu koşuşturmaca, uygarlıkları yapar ve yıkar. Savaşları başlatır ve bitirir. Barış için savaşı seçer, güzellik için çirkinleştirir ve yaşamak için öldürür… Bu döngüyü sürdürmek için elinden geleni ardına koymaz; öyle ki inancı kullanarak köleleştirir, metayı kullanarak beyin yıkar. İnsanlar nerede fazlaysa orada çatışma daha fazla olur, hatta bunun için teori bile üretir ve buna kaos der. Kaosun bile kendi içerisinde düzeni olduğuna inanır. O düzeni de kullanarak kendine kitleler içerisinde yer açar. Farklı olmak için yüzünü boyar, üstünü başını değiştirir, daha fazla maddiyata sahip olarak, daha farklı hissetmek ister. Sıradanlık ve tekdüzelik en büyük korkusudur insanın, o sıradanlık onu öyle korkutur ve ürkütür ki, ondan kurtulmak için her yolu dener. Aşk ve sevgi gibi kavramları da içi boşaltılmış bir şekilde kullanır bunu yaparken, sevgiyi kendini sevecen göstermek, aşkı da gerçekleri maskelemek için. Ancak unuttuğu en büyük gerçek tüm bunların arasında her ne yaparsa yapın öleceği gerçeğidir, tüm fatihler, krallar, mucitler, başkanlar, güzeller ve çirkinler gibi… Bu gerçek onu sarsmaz yaşarken; belki bilmediği için belki de tadamadığı için, ama bir yerlerde bilir bunu, yaptığı her şey kendisi gibi toprağın, külün, bahçenin ve denizin bir parçası olacaktır. Onu hiç düşünmediği için bir o kadar geç olacağını varsayar. Ancak tüm bu kavga ve gürültü bittikten sonra elinde avuncunda kalacak olan ne varsa yanında götüremeyeceği mallarıdır. Belki de bu yüzden hala erdemin bir anlamı vardır bu hayatta, belki de bu yüzden bir şeylere karşı durmak, kendin olabilmek ve herkese inat burada kalmak bir anlam ifade eder, bunun bilincinde olarak yaşamak bu yüzden bir şeyleri değiştirebilir. Ve belki bu yüzden yaratıcı bir gün  ciddiye alır ve artık gülmez…

P.S: Her ne kadar inançsızlık olarak algılansa da, yazının tümü insana ait olan duygulardır, deniz nasıl her zaman sakin ve durağan değilse, fırtınlar koparıp, dalgalarla kayaları döverse, insanda inişli çıkışlı bir hayat sürer ve zaman zaman o iniş ve çıkışlar gereklidir.

Yorumlar kapalı.