Kafa Avcısı-4

Yayınlandı: 18 Ağustos 2013 / ARDA İŞ: Yazılarım

Masa kıvama gelmişti, bende öyle… Hapı almamalıydım diyordu bir tarafım ama diğer tarafım bundan zevk alıyordu, suçluluk duymaktan bile zevk alan bir tarafım vardı benim. Her şeyi herkesi bir anda bırakıp gitme dürtüsü sarmıştı bir anda, o masayı, bu saçma işi, para için yaptığım bu köleliği… Bir anda kaçsam nereye giderdim acaba diye düşündüm, herkesten ve her şeyden uzak egzotik bir adaya mı ? Yollarda rüzgar nereye götürürse basıp her nokta da izini bırakan bir yolcu mu olurdum yoksa ? Ya da ufak bir tekne alıp denizin o sonsuzluğunda kayıp mı olurdum ? Bunları asla bilemezdim, denemeden tabi ki … Evet her şeyi terk edip gitmeliydim, bu cesaretim varken şimdi buradan bu sahte dünyadan kaçabilirdim… Yoksa korkakça mı olurdu bu ? Kendimle bu kadar çelişmeme ben bile şaşırıyordum ama bilinmez bir hikayenin isimsiz bir kahramanıydım ben… Belki bu bile burada kalmama bir sebep olabilirdi. Her seferinde farklı biriydim, şimdi bir film prodüktörü isem, yarın ne olacağımı ancak Şirket bilebilirdi.  Yavşak Siyah’ın ve dangalak, kan emici, obur kukla oynatıcılarının eskidiği zaman köşeye fırlatacağı bir oyuncaktım ben. Ama belki de böylesi güzeldi. Hiç bir şeyi değiştirmeye çalışmadan kuralları ve emirleri izlemek daha kolaydı. Kendine ait hiç bir düşünce olmadan başkalarının seni yönlendirmesi daha kolaydı. Ben tam bunlarla boğuşurken kız bir anda bana doğru gelmeye başladı ya da ben öyle sandım, bir an göz göze geldik, belki de hapın etkisiydi… Hayır hayır direk bana gelmişti, suratıma öyle bir baktı ki  küfür mü savuracak yoksa beni öpecek mi karar veremedim. Ama ikisinide yapmadı, gözlerimin içine bakıp elinizdeki kibritler şu ünlü kibritler değil mi diye sordu, o masada ki herkesden, o hariç bu soruyu beklerdim… Ama direk gelip o sormuştu, ben o masaya gitmenin yolunu ararken kız benim ayağıma gelmişti. Tek söylediğim bana çok tanıdık geldiniz demek oldu, bembeyaz dişlerinin etrafını saran uçuk kırmızı rujuyla bir kahkaha attı, ama hem biraz çakır keyfim hem de ukalayım kahkahasıydı bu. Ben milyon dolarlık bebeğim dedi, tanıdık gelmem normal. Ama siz tamamen yabancısınız hem de yalnızsınız, böyle bir yerde yalnız olmak fazla dikkat çeker… Gülümsedim, ama artık değilim dedim. O da gülümsedi, ve sigarasını yaktı. Ne iş yapıyorsun dedi, işte bu inanılmaz bir fırsattı, kanımdaki alkol ve hap etkisini gösteriyordu. Bende perdenin arkasındaki adamım dedim gülerek, gerçek yetenekleri bulur beyazperdeye kazandırırım, bir nevi yetenek avcısıyım. Bunları söyleyerek ona aynı anda hem gerçeği hemde yalanı söylüyordum. Bir kafa avcısıydım ama bu beni asla tanıdığı şekli ile olmayacaktı. Bir tür yönetmen falan mısın dedi. Ukala gözükmek için neden bu kadar ilgilendin diye sordum, oyuncu olmak için fazla güzelsin. Güzel olmanın bunun ilk şartı olduğunu sanıyordum diye yapıştırdı cevabı ama altta kalmadım tabi, yetenekli olanlarla ilgileniyorum sadece dedim sırıtarak, güzellik yarışması düzenlemiyorum. Bozulmuştu, şimdi en kritik noktadaydım, üstüne fazla gidersem elimden kaçardı, çok alttan alırsam beni umursamazdı. Ama önce insanları test ederim tabi ki dedim. Eğer gerçekten yetenekli birini görürsem onun aradığım kişi olduğunu anlarım hem de bu birkaç dakikamı almaz. Sarhoştu, kızgındı, ve güzel şeyler duymak istiyordu, ama ben gerçekle ilgileniyordum. Yine de bitirilmesi gereken bir iş vardı, ama o ölümcül soruyu sormayı tercih etti: Demek bir kaç dakikada anlarsın, o zaman benim de analizimi yap Freud! Bu tabi ki alaycı bir tondaydı, ayakkabılarından yüzüne kadar onu süzdüm, bana gözlerini dikmiş ağzımdan çıkacak kelimeleri bekliyordu. Ve ben üzgünüm o kişi sen değilsin dedim, çok güzelsin ama o kumaş sende yok dedim… Şimdi kızgın değildi, yıkılmıştı, mükemmeliyetçi insanların en zayıf oldukları nokta budur: Onlar her şeyde iyi olmak isterler… Ama her şeyde. Mümkün olmadığını bile bile bunu isterler ve en ufak bir eleştiri kendi öz güvenlerini bitirir, dünya güzeli olsalar bile, çok zeki olsalar bile o his onları içten içe kemirir. O da şu anda alkolünde etkisi ile ağlama noktasındaydı… Artık elimdeydi, şimdi ölümcül darbeyi indirmeliydim tamamen benim olması için… Çok güvensiz bir sesle neden dedi, neden bende o kumaş yokmuş… Çünkü dedim, eğer kendine güvenen biri olsaydın, uzun boyuna rağmen 10 cmlik bir topuklu giymezdin, saf ve duru güzelliğine rağmen o parlak ruju sürerek kendini basitleştirmez, ve çok içerek o kadar erkeğin arasında kendini sarhoş etmezdin. Şok olmuştu, ama kulağı bendeydi, devam ettim, bunlar tabi sadece dışarıdan gözükenler, ama dahası da var, ayrıntılarda gizli olanlar, sigarayı yakışın mesela, mahallenin ara sokaklarında başlamışsın, fakir bir kızdın muhtemelen, sonra kelimeleri yuvarlaman şiveni düzeltmek için ders almışsın ama o bayağılıktan kurtulamamışsın, kıyafetin cüretkar, ama çocukken katıldığın sokak düğünlerinden kalma bir alışkanlık olsa gerek beline ekstra bir kemer takmışın sanki her an göbek atmak üzere hazır gibisin. Yani güzelim burda ki herkes kadar çakmasın, yapmacıksın, kendine ait olmayan her şey üstünde ama bir yanda da onları kendine uydurmaya çalışmışsın… Üzerinde çok çalışılması gerek anlayacağın. Gözleri dolmuştu, kadehi bir kenara bıraktı. Diğer masadakiler artık şüphelenmeye başlamıştı, bizim servet avcısı playboy yanımıza geliyordu…

Yorumlar kapalı.