KAFA AVCISI-5

Yayınlandı: 26 Ağustos 2013 / ARDA İŞ: Yazılarım

Dar sokağa girdiğimde ucuzluğun o pis kokusunu alıyordum, bu öyle bir his ki o kokuyu daha kilometrelerce öteden duyabilirsiniz. Rezil çarşaflara sarılmış yeni yetme çocuklar, kirli sokağın ortasında, yerde dilenen annelerinin kucağında ne olduğundan habersiz ya ağlıyor ya da uyuyorlar. Para istedikleri zaman bence dilencilere karşı iki tip tutum sergilenir. Birincisi acıyan grup; yazık deyip 3-5 kuruş parayı önlerine atar. Ya da yaparken bana mı sordun grubu, umursamadan devam eder. Ben kendimi iki gruba da ait hissetmem. Benim hissettiklerim genelde acımasızlıkla doğru orantılı olarak iğrenme duygusudur. Bu insanların hiç banyo yapmadığı duygusuna kapılırım önce ki bu genelde doğrudur, ve kokmadığı halde burnuma lağımdan gelen kokunun aynısı gelir. Beynimin bir oyunu aslında bu tabi , o kokuyu duymamı sağlayan şey burnuma beynimin gönderdiği sinyallerden ibaret. Bunu biliyorum çünkü o yer aslında kokmuyor. Aynı karanlıkta gölgelerden yarattığım canavarlar, böcekler, örümcekler gibi bu da bir tür yanılsama. Ama kendimi durduramıyorum, gözlerimi kapıyorum, ve kendimi deniz kokan aromalı güneş yağı kokusunu düşünmeye zorluyorum. Böyle kokumu olur demeyin, Akdenizin kıyısında herhangi bir yerde tatil yapmış olan herkes o kokuyu bilir. Denizin, kumun, dalgaların, ve güneşin kokusudur o. O kokuyu içime çekiyorum, dozerlerin yeni asfalt dökülmüş yolların üzerinde gezindiği yerde. O kokuyu özümsüyorum, yeni kesilmiş kuzunun döner tezgahına  konulduğu yerde. Ve kokuyu duymaya ihtiyacım var, birazdan ceset kokusunu alacağım yerde…

Hatunla geçen geceme döneceğim tabi, ama önce bu işi halletmem lazım. Ben işe girerken, böyle bir iş tanımı vermemişlerdi bana… Ama hangi işte tam olarak tanımlara uygun bir iş yapıyoruz ki… Hem pazarlama, hem satış, hem de hamallık yapan yeni yetme çalışanlar gibi,şimdi bende hem katil, hem psikopat, hem de düzgün bir iş adamını oynuyorum. Bir de üstüne temizlik yapıyorum. Tüm bunları düşününce, benim yaptığımın sizin her gün ofiste yaptığınız işlerden çok farklı olduğunu düşünebilirsiniz. Ama değil tam tersine ben 24 saat mesai yapıyorum bir de. Ahhh evet haplarım, onlar almam lazım artık, yoksa beynim yine dönmeye başlar, nerede olduğumu unutur, kimle konuştuğumu hatırlamam. Bazı yerler silinir. Silinmemeli, en azından yazmalıyım bunları, en iyi yol bu sanırım, yazmak, unutmamak için. Başkalarına bir şeyler öğretmek, göstermek gibi bir derdim yok benim. Umurumda bile değiller aslında. Bu benim hakikatim, sizin ki farklı olabilir… Benim hakikatim şu ki, benim bildiğim ve gördüğüm gerçeklerden başka gerçekler yok, görecelik de bu değil mi zaten, post modernizmin en şaşaalı  söylevi. Benim aklım ve gözümün alabildiği yer kadar bilebilirim ben. Ötesi test kağıtlarında ki boşlukları doldurunuz sorusu gibidir. Yerlerine ne istersem onu eklerim, neyi hayal ediyorsam onu koyarım fotoğrafın boş kalmış yerlerine, hangi renkleri istiyorsam onları çizerim o resme. Resmin doğruluğu ve yanlışlığı bakana göre değişir. Bana adam öldürdüğüm için kötü gözle bakabilirsiniz ama, ben onu gerekli gördükten sonra, kim benim günahkar olduğumu iddia edebilir ki ? Yasalar mı ? Onları koyan da zaten benim sizin gibi kendi gerçeklerini yaratanlar değil mi ? Tanrı mı yargılayacak beni ? Şimdiye kadar hanginizi sorguya çekti Tanrı ? Hanginize gelip yaptığın çok yanlış ve ya çok doğru dedi ? Bu yürüdüğüm yol  benim dizaynım, benim renklerim, benim pisliğim… Kendimi haklı çıkarmak için laf salatası mı yaptığımı düşünüyorsunuz ? O zaman şu anda bırakın bunları okumayı ve gazetenin magazin sayfasını açıp ip bikinileri kıçlarında durmayan hatunların verdiği demeçleri okuyun inanın benden daha kafa karıştırıcıdır onlar…

Taş binanın yarısı yoktu, eskiydi burası düpedüz… Cesedin nerede olduğunu bilmiyordum ama onu parçalara ayırıp gömmek için 2 saatten az vaktim vardı. Sorun şu ki , buraya gelmeden hemen önce polisi bizzat ben aramıştım bura da gömülü bir ceset olduğuna dair. Bunu yapma sebebim mi ? Eğlenmek için desem bana kızar mısınız ? Belki bunu bile yapabilirim bir gün, ama bugün o gün değil… Bunu yapmamın iki makul sebebi var: Birincisi, ben şu anda bu taş binanın sahibiyim, daha doğrusu arazi sahibi ve ikincisi burada bir ceset olduğunu bana gelen esrarengiz bir nottan öğreniyorum. Bu bir oyun mu ? Evet . Ama benim senaryom değil, ben sadece repliği ezberden okuyan aktörüm, bir kuklayım, kafa avcısıyım ben….

Yorumlar kapalı.