Toplumsal İrade

Yayınlandı: 04 Ekim 2013 / ARDA İŞ: Yazılarım

Her şeyden ve herkesden daha uzaktayım artık, kelimeler düşüncelerimi, gördüklerim hayallerimi, yapamadıklarım hırsımı ve dokunamadıklarım tutkularımı besliyor. Daha uzağa gidebilir miyim diye bakıyorum, ama kaçmak için aslında olduğunuz yerden kımıldamaya gerek yok. Kaçış beyindedir, aklınızın içindedir. Hayatımda sorumluluktan kaçan bir çok insan gördüm, kendimde dahil. Kaçış, ıssız bir adada süresiz bir tatil yeri değildir. Yada hiç bilmediğiniz yeni bir yere gitmek… Kaçış insana ızdırap veren sonsuz bir kalp ağrısıdır. Yeri ve yurdu yoktur. Kimliği yoktur. Evi yoktur. Belki de kimse olmamayı tercih edenler kaçar… Kimliksiz dolaşmak isteyenler.

Varlığımın çok derinlerinde bir yerlerde, kim olduğumu bilmediğim bir dünyaya gitmek istiyorum, orada isimsiz insanlarla konuşmak ve kim olduklarını umursamadan onları tanımak istiyorum… Sadece tanımak ama… Yargılamak istemiyorum, ne yaptıklarını bilmek istemiyorum, düşüncelerine saygı duymak istiyorum ve herkesin kendi gerçekliğinde mutlu olduğu bir yer istiyorum… Ama ne kadar ütopik olduğunu da biliyorum bunun…  Herkesin barış içerisinde yaşadığı bir dünya değil benim hayalim  insan doğasına aykırı bu… Anlaşmazlık katrilyonlarca ayrı düşüncenin barındığı beyinlerde elbette olacaktır. Sonuçta anlaşmazlık bir insanın diğeriyle aynı düşünceleri paylaşamadığı hallerde çıkar. Ama burada önemli olanın niyet olduğunu açıkça belirtmek gerekir sanırım. Niyet, düşüncenizin farklı olması değil, başka ve farklı düşüncelere gösterdiğiniz saygıdır. Kendinizi başkasının yerine koymaktır. Özgürlüğü deliler gibi isterken sınırın nerede olduğunu belirlememiz gerektiği gibi niyetimizi de kalın çizgilerle çizmemiz gerekir. Ne tarafta olduğumuzu göstermek için…

Ama bu saygıyı insanlık çok önce kaybetmiş olmalı… Bazıları zamanımızı, bu yüzyılı, demokrasinin yükselişi olarak adlandırıyor, medeniyetin dirilişi… Bana göre medeniyet geliştirdiğimiz oyuncaklarda olamaz, olsa olsa ne kadar çok insanın daha iyi şartlarda yaşadığı ile ölçülebilir. En temel gereksinimlerine ne ölçüde ulaşabildiği ile anlaşılır. Medeniyet, eşitlik ve özgürlük politik gereksinimlere ihtiyaç duymamalıdır, partilerin ve parlamentoların belirlediği politik sistemler sadece kural ve savaş getirir. Anayasal düzenlemeler bize sadece nasıl yaşamamız gerektiğini söyler. Ama asıl olan toplumun kendi sınırlarını çizebilmesidir. Politika; sorumluluk almak istemeyenlerin hiç olmadığı bir arenadır. Bazı yerler doğal olarak pistir, kirlidir. Hiç bir şey o kiri oradan çıkaramaz. Bunu bilenler ona bulaşmak istemez. Bulaşanlar kirli olduğunu kabul etmez istemezler. Herkesin temiz kalmaya çalıştığı bir bataklıktır bence politik arena. Bu alanın temizlenmesi mümkün değildir ancak toplumsal irade olmadığı sürece , toplum oraya çekilecektir. Güçlü olanların, toplumsal iradeyi ezmemize izin verdiğimiz sürece, bizi yönetmesine seyirci kalırız, bizim onları yönlendirmemiz gerekirken onları bizi gözetler ve kontrol eder.

Eğitimin temeli olarak; para kazanmayı öncelik alan bir sistem, diplomalı işsizler ordusu yaratır. Eğitim, bilinçlenmek için, toplumsal irade kazanmak, evrensel bir görüş açısı edinebilmek için verilmediği sürece, materyal odaklı jenerasyonlar ve iç düşmanlar yaratır, toplumsal istikrarı tehdit eder. Her türlü görüş ve inancın desteklenmediği hallerde, sandığımızın aksine dayatılan, istem dışı öğretilen inanç ve kurallar sistemi kişileri gizli kapalı hayatlar yaşamaya iter. Doğrunun ne olduğunu insanlık başından beri bilmezken, birilerinin doğrularına göre yaşamayı tercih etmek, hayatların en kötüsüdür muhtemelen…

Yorumlar kapalı.