Kendini Anlamak

Yayınlandı: 06 Kasım 2013 / ARDA İŞ: Yazılarım

“Eğer yaşadığınız şehir içerisinde kayboluyorsanız orası sizin çöplüğünüz değildir. ” Albert Camus.

Yediniz mi ? Bu lafı söyleyen biri yok, bunu ben uydurdum şimdi, hemde öyle durup dururken. İnternet de dolaşırken gördüğünüz milyonlarca “özlü sözün” de altında yazan isimlere ait olduğuna  inanmayın sakın, Hitler’in sözleri Gandhi’ye, Atatürk’ün sözleri Mevlana’ya ait olabilir, ya da Voltaire’in sözleri Yaşar Kemal’e… Ya da hiçbiri birbirine ait değildir.

Ne kadar çok laflarla yaşamaya başladık, her durum için bir özlü söz, her önemli adam için yeni ideolojiler yaratıp duruyoruz. Sanki özlü sözler ruhumuzu aklıyor gibi… Günahlarımızı temizliyor… Ne kadar çok söz paylaştığıma baktım geçen gün hiç biri de aklımda kalmamış… Ne biliyorsam onu okumuşum hep… Büyük adamlar büyük laflarla var olurlar efsanesi var ya, bence biraz yalan bu… Büyük adamlar aksiyon adamıdır hep, hareketleri yaparlar diğerleri de onlar için sözler üretir işte… Sonra konuşarak neyi çözdüm diye düşündüm bu hayatta ? Konuşarak neleri başardım, kelimeler bana ne kazandırdı ? Konuşmak önemsiz demek istemiyorum, bütün bir ırkın sahip olduğu en önemli yetenek belki de dil. Dil olmasa neler kaçırırdık kim bilir ama çok mu gereksiz konuşuyoruz artık ? Sanki haddimizden fazla konuşmayla, laflarla meşgulüz. Sanki artık yapmaktan çok , sadece konuşarak başarılı olabileceğimize inanıyoruz. “Kendini pazarlama” mottosu mesela, gittiğimiz her yerde herkese kendimizi anlatma mecburiyeti hissediyoruz. Kendimizi anlattıkça da olmadığımız kişiler olup çıkıyoruz. Sanki yaptıklarımız görünmüyormuş gibi bir his var hepimizde, nelere sahip olduğumuzu bile anlatmak zorunda hissediyoruz kendimizi. Böylece yeni çağın gerekliliğini yerine getiriyoruz aslında;  kendi reklamını yapma. Eğer kendini iyi tanıtamıyorsan o zaman sende bir eksiklik var demektir çünkü. Bunun için kurslar bile var, yaşam koçları var. Kendini ifade edebilme sanatı adı altında kitaplar var… Şimdi bana ne komik geliyor bu noktada ? Bu kadar farklılığın olduğu bir dünyada bu kadar çeşitliliğin olduğu bir yerde, nasıl olur da kendimizi anlattığımız herkesin bizi anlamasını bekleriz. Nasıl herkes den bizim hissettiklerimizi hissetmelerini , bizimle aynı zevkleri paylaşmalarını isteriz ? Yani sözüm ona politikadan konuşmayı seven biri kendini bu konuda ne kadar bilgili göstermek isterse istesin, müziğe tutkusu olan birinden kendini anlamadığı için şikayet edebilir mi ? Hani popüler bir terim var  empati yapmak diye, bazende ters empati yapmak gerek belki de. Kendimizi başkalarına anlatmak için sarf ettiğimiz çabamızı kendimizi anlamak harcarsak daha verimli olabiliriz. Sanırım bunu yapamıyoruz artık; kendimizi anlamaya çalışmıyoruz,çünkü ne istediğimizi bilmiyoruz “kendimizi pazarlamakla” çok meşgulüz…

Yorumlar kapalı.