Ahlak Ve Din

Yayınlandı: 06 Ocak 2014 / ARDA İŞ: Yazılarım

Ahlak ve din… İnanç üzerine kurulu bu iki kavram aynı çizgide mi görülmeli yoksa ayrı ayrı mı ele alınmalı, uzun süre büyük tartışmalara neden oldu. Tarih boyunca  dinler, ahlak ve vicdandan ayrılmaz bir bütün olarak görüldüler. Kısaca, belirli dini bir inanca mensup ve bu dinin ritüellerini yerine getiren kişiler ahlak ve vicdan sahibi görülüp, toplum tarafından iyi birer yurttaş ve insan olarak algılandılar. Büyük dinlerin hepsi ahlak ve vicdan sahibi birer  insan olmak için belirli ilahi normlar dahilinde davranmak gerektiğini anlatır. Ceza ve ödül, bu normlara uyanların ve uymayanların muhasebesi yapıldıktan sonra verilecektir. Buradaki amacım dini bir tartışmaya girmekten öte,  inancın gerçekten  vicdan ve ahlakı düzeltip düzeltemediğidir . Çok uzun süredir gelen bu tartışma aslında şunun gibi bir sorunsalı ortaya çıkarır: İnançsız insanlar ahlaklı olabilir mi ?

Dinlerin kişilere ahlaki bir bütünlük getirdiği su götürmezdir, çünkü dini kuralları  olduğu gibi uygulayan kişiler bir çok kötü alışkanlık ve eylemden uzak yaşarlar. Ancak dinler her ne kadar bu kurallar ile düzgün bir ahlak anlayışı getiriyor  görünse bile, yüzyıllardır dünya, dini kurumların yozlaşma ve aldatmalarına sahne olmuştur. Orta Çağ Katolik kilisesi bunun en iyi en örneklerinden biridir, para ile cennetten yer satışı, kilisenin öğretilerini  kendi çıkarları dahilinde insanları sömürmek için kullanması, din maskesi ile vicdan ve ahlak illüzyonu yaratarak haksız kazancı meşrulaştırması dinin çok kötü amaçlar dahilinde de kullanılabileceği gerçeğini göstermiştir. Problem şu ki, insanlar  aldatılmaya -özellikle inançları ile- her zaman açık olduklarından, yozlaşmış kurumlar dünyanın her yerinde her zaman var olmaya devam etmiştir. Din ögesi, insanların kendi inançlarını yaşamalarından öte, politik ve ekonomik bir unsur olarak kaldığı sürece, ahlaki konularda çarpıtılmaya açık kalacaktır.

Bu  noktada ayrımı yapılması gereken husus; bizi inançlarımızdan ötürü yargılayan,sorgulayan ve sömüren kurum ve kuruluşları ahlak timsali olarak görüp, sorgulamadan her şeyi kabul mu etmek gerekir ?  Yoksa, ahlak ve inancın birbirini gölgelemeden kendi çizgilerinde durmasına izin mi vermek ?

Bir davranışın ahlaksız ve yanlış olduğunu, sadece dini bir metinde ya  da kutsal bir kitapta  yazdığı için mi biliriz ? Biz yanlışı ve ya ahlaki bir doğruyu  yetiştiğimiz toplumdan aldığımız eğitim ve bizden öncekilerin alışkanlıkları ile bilebiliriz. O halde toplum eğitimsiz ve yasal yollar ile yozlaşmış ise, din tek başına  pratikte bir önem ifade etmeyecektir.  Din, ahlak konusunda çok önemli bir yol göstericidir, ancak din ahlakın temeli olarak algılanır ve o şekilde sunulursa, asıl ahlaksızlık bu şekilde ortaya çıkar. Yanlışlar sorgulanamaz hale geldiğinde, ortada hiç bir  yanlış olmadığı algısı ortaya çıkar. Adil bir toplum ve dürüst bir hukuk için kişilerin inançları ve dinleri değil topluma yaptıkları katkı ve uygulamada ki davranışları göz önünde bulundurulmalıdır.

Yorumlar kapalı.