Neden Yazmadım ?

Yayınlandı: 05 Nisan 2014 / ARDA İŞ: Yazılarım

Bunu söylerken, yazdıklarım çok önemliymiş gibi bir düşünce içinde değilim, ancak şunu da görmezden gelemezdim; sosyal medyanın yarattığı bilgi kirliliği ve karışıklık beni son dönemde daha fazla rahatsız etti açıkçası. Seçimin, ülkenin geleceğinden daha fazla futbol takımlarını destekleyen taraftar grupları arasında geçen bir ölüm kalım mücadelesi gibi olması ve düzgün bir tartışma zemininin oluşmamasından ötürü bir şeyler yazmak içimden gelmedi.

Beni seçimlerin hengamesinden ve son dönemde yaşanan karmaşadan daha çok endişelendiren, birbirimizden uzaklaştığımız ve millet nosyonunu yitirmeye başlamamız  oldu. Herkesin kendine göre bir fikri olması ve bunu açıkça dile getirmesi demokrasi bağlamında çok doğru gözükmesine rağmen, birbirimize alenen yaptığımız hakaret derecesine varan ve fikir olmaktan çok nefreti yansıtan söylemler bir o kadar demokrasinin temelini sarsan şeyler. Yanlışlara karşı gösterdiğimiz tepkiyi bu anlamda aşırı bulduğumu ifade etmek zorundayım.

Bir ülkenin seçmenleri ne kadar bilinçli ise, verdiğimiz tepki de o derece etkili olur; örnek olarak bizimle aynı zamanda yapılan Fransa’da ki lokal seçimleri gösterebilirim. Katılım oranı sadece 60% idi. Buradan Fransız halkının seçimlere karşı ilgisiz olduğunu düşünmeyin. Bu oran aslında koydukları tepkiyi gösteriyordu. Buradan çıkan mesaj, eğer yolunda gitmeyen bir şeyler varsa ve bunları değiştirmek istiyorsanız bunu hakaret, manipülasyon ve başka araçlar kullanarak yapmamıza gerek yok. Cezalandırma, tepkiyi sandığa gitmeyerek oluyor.

Twitter ve Youtube’un yasaklanması  konusuna gelince, kişilerin iletişim özgürlüklerinin kısıtlanmasını, yararlı bir şekilde kullanıldığı sürece sosyal ağların hiç bir şekilde engellenmemesi gerektiğini düşünüyorum ve konulan yasakların abartılı olduğu açık. Sonuçta bir kaç çürük elma yüzünden tüm bir çuvalı çöpe atmak işleri daha iyi hale getirmiyor. Sakıncalı bulunan yazı ve yayınlar kaldırılıp da bu sorun çözülebilirdi. Ancak son bir olay eminim herkesi rahatsız etmiştir: Eğer ben normal vatandaş olarak ülkenin yüksek güvenlik kurumlarının gizli konuşmalarını dinliyorsam, o zaman benim güvenliğimi kim sağlayacak sorusu akla geliyor ? Bu konuşmaların sosyal medyaya servis edilmesinde, her ne kadar yapan kişilerin suçlu olduğunu düşünüyor olsam da, devletin de bunu daha halka düşmeden engellemesi gerekirdi.

Biliyorum, her görüşten insan kendine şimdi şunu soruyor; Bu ülke nereye gidiyor ? Aynı 20-30-40 yıl önce sorduğu gibi. Ancak unutmamak gerekir ki tüm bu yaşananlar sadece bize özgü karışıklık ve durumlar değil. Daha 6  ay öncesine kadar Amerika’nın NSA yani Ulusal Güvenlik Kurumu’nun dünya liderlerini dinlediği ortaya çıkmıştı. Aynı şekilde 1 ay önce Fransa eski başkanı Sarkozy’nin seçim kampanyasına yapılan illegal yardımların konuşmaları olduğu kasetler yayınlandı.

Politika her yerde aynı ve politikacılar bu sahnenin geçici aktörleri sadece, önemli olan millet olarak kendi değer ve birliğimizi korumak. Yoksa kazananlar ve kaybedenler, dedikodular ve yalanlar  her zaman vardı ve var olacak.

 

 

 

 

Yorumlar kapalı.