Soma’yı Kim Kaybetti ?

Yayınlandı: 16 Mayıs 2014 / ARDA İŞ: Yazılarım

Amerikalılar, önce Çini, sonra Koreyi ardından da Vietnamı komünist rejimlere kaybedince kendi içlerinde suçluyu bulmak için bu soruyu sordular; Bu yerleri kim kaybetti ? Başkan mı ? Danışmanlar mı ? Bakanları mı? Yoksa sadece böyle mi olması gerekiyordu ? Hiç bir başkan bu yenilgilerin sorumluluğunu üstüne almadı, ancak aradan yıllar geçince hepsi geçmişte hatalar yaptığını kabul etti, çünkü hepsi politikada  iktidardayken yenilgiyi kabul etmenin aslında tamamen sonları olduğunu biliyordu…

Şimdi aynı soru, bu hükumetin içinde de tüm olanların ardından sorulacak :  Soma’yı kim kaybetti ?

İki gündür madenin altında kalan yüzlerce hayat için göz yaşı döküldü, ağıtlar yakıldı, isyan edildi, ve maalesef  bunlar olağan dendi, bir millet karalara büründü yasa girdi ama ateş yine düştüğü yeri yaktı aslında.

İnsanların bu kadar duyarlı olmaları ve tepki vermeleri bu olayın farkındalığı açısından çok önemliydi yine de. Herkesin olanlara bu derece tepkili olması ve sessiz kalmaması, görünen o ki yaşanan her kötü olay sonrası halkın tepkisinin büyüyerek devam etmesi, özellikle hükumetin son zamanlarda ki yolsuzluk iddiaları ve akabinde gelişenlerle başının çok ağrıdığını düşünürsek, artık her olayın bir kıvılcımı ateşleyebileceğini görüyoruz.

İşte Başbakana Soma’da  verilen tepki de tüm bu olanların birikimiydi, ve gördüğü en sert tepkiydi belkide. Açıkça görülüyor ki, agresif tonu da bir işe yaramıyor bir yerde. Bundan sonra daha fazla güvenlik önlemi ile ve  daha fazla tedirginlik  yaşayacağı kesin.Bunun sebebi sadece Soma’da ki elim olay değil, yaptığı açıklamalar aslında; ama sözlerini düşünmeden söylediğini, sadece agresif ve geri adım atmadığı için böyle davrandığını söylemek de hata olur; çünkü satır aralarını iyi okumak gerekiyor; bu işin fıtratında ölümün olduğunu, yani doğası gereği madenciliğin tehlikeli olduğunu söylerken, amaçladığı tabi ki bir tür kadercilik, ancak bu retoriği kullanmasının en büyük sebebi kendi seçmenini elinde tutmak. Bu argüman saçma görünebilir, ancak kadercilik ve kazaya inanma Müslümanlıkta imanın şartlarından biridir, ortaokul din kültürü dersi.Yani aslında bunu öne sürerek, bu tarz bir ölümün kader olduğuna inanan ve kazaların önlem alınsa bile olabileceğine kesin gözüyle bakan kesimin desteğini kaybetmemek için bu kaderciliği kullanıyor. Onun için zaten kaybedilmiş bir kesim var politik olarak ve o kesimin düşüncelerini önemsemiyor. Aynı şekilde bize saçma gelen ve geçmişte yaşanan madencilik kazalarını  örnek verirken bile bir anlamda belli bir kesimin cehaletinden yararlanıyor. O yüzden söylediklerini bir deli saçması olarak yorumlamadan önce bu ülkenin dinamiklerini anlamak gerekiyor. Ve tabi ki bunların hepsinin duygusallıktan uzak, duyarlılığını yitirmiş bir politik strateji olduğunu bilmek gerekiyor.

Kendi iç hesaplaşmasını yaparken Somayı kim kaybetti sorusunu mutlaka  soracaktır, ve önünde sonunda tüm toplumun bu olanlardan zarar  gördüğünü bildiği halde suçu kimse üstlenmeyecektir…

Yorumlar kapalı.