Fakirlik ve Zenginlik Arasındaki Fark

Yayınlandı: 15 Temmuz 2014 / ARDA İŞ: Yazılarım

Bazıları için fakirlik kaderdir, öyle dünyaya gelirler, fakir doğarlar yani ve eğer gerçekten şanslı değillerse fakir öleceklerdir… Ve onlar her yerdedir, oturduğunuz mahallede, yürüdüğünüz sokakta, geçtiğiniz köprülerde, ışıklarda,  bazen varoş diye tabir edilen yerlerde toplu olarak bulunurlar. Dünya Bankasının fakirlik tanımı, ” Refah eksikliği, belirli ürün ve hizmetlere erişim kısıtlılığı” olarak kayıtlara geçmiş. Amartya Sen, Hint asıllı ekonomist, refahı (well-being) toplum içeresinde belirli bir şekilde yer edinme, işlevi olmak diye açmış ve kavramı ekonomik sınırlardan, kendini ifade edebilme, konuşma özgürlüğü, sağlık servislerine ulaşım, eğitim, gelir, kendine güven gibi parametleri dahil ederek genişletmiş. Yani fakir olmak sadece düşük gelirli olmaktan öte, bir dizi hizmet ve ürünlerin yoksunluğunun tamamı olarak ele alınıyor. Çok parası olan biri, gerekli ve düzgün bir eğitim almamışsa, toplum içerisinde saygın bir yeri yoksa ve belirli hizmetlere ulaşım zorluğu çekiyorsa, bu kişi de fakir sayılabilir.

İsim ve yer vermeden, bizzat yaşadığım iki olaydan bahsedeceğim, birincisi sokakta başıboş bir şekilde para dilenen, cam silerek ve ya mendil satarak ama yine  para dilenerek insanların duygularını sömüren kesimle ilgili. Eminim, çoğunuz bu ve benzeri insan,çocuk ve kadınlarla her gün karşılaşıyorsunuz ve eminim  çoğunuz acıdığınız için, belki de sevap kazandığınızı düşünerek bu insanlara cebinizde ki bir kaç kuruşu çıkarıp veriyorsunuz, bunda yanlış bir şey mi var diyebilirsiniz, bana göre çok büyük bir yanlış var, bu insanların gerçekten fakir olup olmadığını bilmiyorsunuz öncelikle. Peki ya çocuklar onlarda mı yalan diyebilirsiniz, ama çoğu bu tarz dilenci çetelerinin, ailelerinin ellerinde ve onların zoruyla dışarıda dileniyor. Bu çocuklara verdiğiniz paralar genelde o kişilerin içki kumar ve ya illegal diğer işlerine gidiyor.

Şimdi yaşadığım olaya gelelim, aslına bakarsanız bir kaç kez yaşadığım olaya; geçen günlerde sokakta dilenen bir kısım insana kötü davrandım, bunu açıkça söylüyorum, bağırıp tersledim ve verecek paramın olmadığını söyledim. Hatta küfür ettim. Şimdi benim kötü biri olduğumu, ukala ve duygusuz olduğumu düşünebilirsiniz. Olaya sadece bu açıdan bakarsanız, kesinlikle haklısınız da, ama olayın bir de diğer yüzü var, yine böyle bir olayda yanımda olan bir arkadaşım bana, onların henüz çocuk olduğunu, benim böyle bir hakkım olmadığını, ve insanlık haklarına aykırı hareket ettiğimi bunun ötesinde onların da bir insan olduğunu unutmamam gerektiğini söyledi. Tabi ki dışarıda nefes alan, yürüyen, konuşan ve düşünen her varlık bir insandır, ve eşittir, ancak bu saydığım çocuk ve ya kişiler, ve ya kadınlar, benim özel alanıma giriyorsa, beni taciz ediyorsa, sadece bir kere söylemekten öte yolumu kesiyorsa bu artık bir fakirlik ve insanlık sorunundan çok, benim kişisel haklarımın ihlaline girer ki benim ona olan davranışım ne kadar kabaysa, o kişinin beni taciz etmesi bir o kadar kanuna aykırıdır. Bu konuda kimseye fikrimi empoze etmeye çalışmam karşılığında da başkalarının fikrini kabul etmek gibi bir zorunluluğum yoktur. Benim bu konuda ki açık görüşüm gerçekten tanıdığınız bildiğiniz yardıma ihtiyacı olan insanlara yardım etmeniz ve onlara para, kıyafet, kitap vs.. sağlamanızdır. Bazı yardım kuruluşlarının, bunu sizin yerinize yaptığına eminseniz onlara da bağış yapabilirsiniz. Ama çoğu durumda dışarıda hiç bilmediğiniz yerlerde tanımadığınız insanlara verdiğiniz para yüksek ihtimalle heba olacaktır. Benim gibi kaba olmanıza gerek yok, ama kibarca reddedebilirsiniz.

İkinci konuya gelince, fakirlikten daha kötüsü bana göre, her şeyi para ile ölçen insanlar topluluğudur… Bunlar dışarıda bilmediğiniz ve para verdiğiniz insanlardan  daha çok emer kanınızı. Çoğu, etik,ahlak, gelenek ve göreneklerini umursamadan yaşayan, ailevi ve toplumsal değerlerini materyalistlik değerler üzerine kurmuş bu grup her türlü iki yüzlülük,yalan, ihanet ve aldatmaya açıktırlar. Machiavelli 15.yüzyılda Prens’te ,  iyi bir yöneticinin/kralın, sevilenden çok korkulan olduğunu, gücü elinde tutmak için yeri geldiğinde dini kullanan olduğunu  yeri geldiğinde kelle koparmaktan çekinmemesi gerektiğini, ve bu  şekilde yönetimde ve başarıda her yolun mubah olduğunu yazmıştı. Belki gerçekten haklıydı da,  politika tüm bunları barındıran bir sistematik sonuçta, ancak toplum içerisinde bu denli bir yozlaşmayı ve her şeyi paranın gücüne bağlayan bir topluluğu mazur görmek, ve onlara imrenmek de bir çeşit aşağılık duygusu değilde nedir ? Yaşadığım ikinci olay ise gerçekten toplumsal statüsü üst düzey zengin ve varlıklı, benden yaşça oldukça büyük iki kişinin arasında geçen konuşma; bu kişiler para hakkında öyle büyük konuştular ki yanımda, onlardan çok paradan ve yapabileceklerinden korktum. Paranın doğru kullanıldığında bir çok şeye imkan sağladığını bilsem bile, her şeyi satın alabileceğine inanmış bu insanlar gözüme çok daha fakir gözüktüler. Hayatın en altı ile en üstü arasındaki fark  gerçekten nedir diye sordum kendime sonra, aslında bir kağıt parçası olan para değildi bu fark; bu fark sadece yerin altına nerede gireceğimizdi ve  geri kalan her şey bizim algımızdan ibaretti…

Yorumlar kapalı.