Kalıcı Barış ve Savaş

Yayınlandı: 28 Temmuz 2014 / ARDA İŞ: Yazılarım

İnsan beyni herşeyden öte karmaşıktır, binlerce bağlantının milyarlarca elektriksel akımın birbiriyle girdiği etkileşim sonucu oluşturur yargılarını, değerlerini, yaşam tarzını ve  inançlarını.Biri diğerini bu birbirinden tamamen farklı düşünceler ışığında ne derece doğru ve adil değerlendirebilir ? Bunu bilmiyorum, bilemem, çünkü bende bu döngünün bir parçasıyım. Hepimiz her an yargılarız, kendimizi, başkalarını, dünyaya olan bakışımızı… Ve bu yargılar bir yerde değiştirilemez noktalara sürüklenir. O noktalar öyle keskin bir hal alır ki bir yerde, işte ayrışmalar, fikir uyuşmazlıkları, çatışmalar ve savaşlar baş gösterir. Bu yüzden dünyada kalıcı barış ütopik olmaktan öte bir  argümandır, kelimenin gerçek anlamıyla imkansızdır. Bazılarının bu imkansız kelimesini küçük gördüğünü biliyorum, imkansız yoktur denebilir. Ama gerçekten de kalıcı barış fikri hayalden öteye geçemeyen bir tasarımdır. Çünkü yapının temellerinde böyle bir malzeme bulunmaz. Immanuel Kant bu terimi kullanırken muhtemelen kalıcı gerçek bir barıştan öte, sadece bir uzlaşma olasılığından bahsediyordu. Belki de  birbirinden bağımsız düşünen beyinlerin, bir arada sadece bu tür bir uzlaşmayala gerçek bir çatışmadan uzak duracağına inanmıştı. Kaldı ki aynı düşünce tarzına sahip beyinlerin bile dünyayı tamamen aynı gözle görmediklerini varsayarsak, bu uzlaşma hali bile bir yerde tıkanmaktadır. Gerçek bir uzlaşma hali ve kalıcı barıştan söz edemiyorsak o zaman kalıcı bir çatışma ve savaştan mı söz ediyoruz ? Bu tarz bir soru tehlikeli olduğu kadar yanıltıcı olabilir. Kaldı ki kalıcı barış ve uzlaşma mümkün olmadığı gibi kalıcı bir savaş ve çatışmada aynı oranda anlamsız ve gerçek dışıdır. Dünya bizim farkındalığımıza vardığımızdan beri belirli dengeler üzerinden gitmektedir, ve bu denge hali hiç bir zaman kalıcı bir barış ve kalıcı bir savaşı öngörmez, kimi zamanlar biri diğerine üstünlük sağlasa bile ikisi arasında devam eden bir döngü söz konusudur. Bu döngü sadece aktörleri değiştirirken, belli oranda olayları birbirine benzer kılar. Bunun sebebi başında bahsettiğim gibi insan doğasının karmaşık ve duygusal yapısı olsa gerek, çünkü kimi zaman üzülen sıkılan ve kinci yapımız, sonraki bir durumda merhametli, sevgi dolu ve barışçıl bir havaya bürünebilir. Bunun sebebi çoğu zaman pişmanlık duygusu ve yıktıklarını onarma isteğidir ancak bu dürtü bile tekrar yıkma isteği ile birleşerek ortaya bu döngüyü çıkarır. Bu döngünün kırılıp kırılamayacağını ben bilmiyorum, benim gibi kimse bilemez sanırım, yine de bunun sebeplerini anlamamız bizi daha yaşanabilir ve daha üst bir uygarlık seviyesine taşıyabilir. Bu halde bile, bizim değerlendirmemiz yine önceki yaptıklarımızla sınırlı kalacaktır. Bu yüzden kalıcı ve mükemmel olana ulaşmaktan çok, bazen sadece yolun bizi nereye götürdüğüne odaklanmak daha akılcı olabilir…

Yorumlar kapalı.