DOKTOR

Yayınlandı: 14 Ağustos 2014 / ARDA İŞ: Yazılarım

Saat erkeğin aynasıdır derler, kadınları düşünürsek bu fikre çok rahat katılabilirim, bir erkeğin yegane eşyası olabilir kol saati. Kendine gerçekten ait olan bir şeydir. Karakterini yansıtan bir meta, statünü gösteren bir tüketim malı, nesilden nesile aktarılabilecek gerçek bir miras ve daha bir ton zırva…

Saatime bakarken akrep ve 12 arasında hayali bir düz çizgi hayal ediyordum, okuduğum bir dergide, eğer akrep ve 12 arasındaki düz çizgiyi baz alırsam sadece Kuzey Yarım Küre’de geçerli olmak üzere kuzey-güney istikametini hesaplayabileceğim yazıyordu. Bu zamanda bu gereksiz bilgiyi neden aklımda tuttuğumu bilmiyorum ama muhtemelen içinde bulunduğum durumda kendimce bir kaçış yaratmak için bu yönteme başvurmuştum. Bunu hem komik hem de dramatik bulduğumu söylemeliyim o anda. Yani şu çağda ne kadar çok bilgiye sahip olduğumuzdan bahsederiz ama aslında tek yaptığımız hazır bilgiyi kullanmaktır, yani kim akıllı telefonundan pusula uygulaması ile şıp diye nerede olduğunu hatta kaçıncı enlem,boylam ve sokakta olduğunu görmek varken, bu tarz izci usulü bir bilgiyi öğrensin…

Doktor içeri girdiğinde elindeki kağıtları ve test sonuçlarını evirip çevirdi, sonra bir daha evirip çevirdi… İşte tam o sırada ben bu saat olayına kitlenmiştim… Doktor hmmmm, derken sessizlik bozuldu. Suratıma baktı, sonra da daha taptaze yeni çekilmiş röntgenlerime baktı. Doktorlar hakkında en merak ettiğim şey , gün boyu o kadar şey gördükten sonra, dışarıda insanlara ne gözle baktıkları… Yani aynı olamazsın, tüm o hastalıklar, yaralar, ameliyatlar, delik deşik vücutlar… Her gün savaş meydanından farksız bir alana girip sonra akşamına aynı bedenlere nasıl aşk,sevgi ve ya nefretle bakabilirsin. Belki de bakamıyorsundur, ama bu benim empati yapabileceğim bir şey değil. Eğer durumun diğer tarafında iseniz, yani hastaysanız, tek ilgilendiğiniz kendi vücudunuz ve kendi hastalığınızdır. Doktorları kimse umursamaz sanırım. Bu yönüyle doktorluk nankör bir meslek olmalı… idealist ve hayat kurtarmak odaklı beyinlerin, kendilerinden başka hiç bir şey düşünmeyen et yığınlarıyla uğraşması…

Tüm bu düşünceleri doktor bir anda kesti, önünde ki tomarla birikmiş test sonuçlarımı deste haline getirirken çıkardığı sesle. Kafamı kaldırıp, eee doktor dedim, bir sonuca varabildiniz mi ? Sanırım bunu bir hakaret olarak algıladı ve bana eğer çok iyi biliyorsan yer değiştirelim dedi. Sırıtarak bunu asla düşünmediğimi söyledim. Doktorlar hakkındaki en önemli özelliklerden bir diğeri de kara mizahtır. Adamı aşağılarken gururunu incitmezler, bunu nasıl yaptıkları sanırım hala bir soru işareti. Kendini masanın önüne eğdi ve sanki önemli bir devlet sırrını paylaşıyormuş gibi kısık sesle: Sizde ölümcül bir hastalık var dedi. Gözlerimi kıstım ve cevap verdim, yaaaa neymiş o dedim, siz dedi, siz kafadan sakatsınız… Bunun için ona dava açabilirdim, hatta süründürüp lisansını elinden alırdım, ama bir kahkaha attım, ve doktor dedim, çok hoşsunuz ama bu söylediğinizi duymazdan geleceğim. Hayır hayır dedi, duymazdan gelmeyin, her hafta buraya gelip, tonlarca para harcayıp, her türlü testi yaptıran, bütün vücudunun röntgen filmlerini çektiren, her bir noktası için MR testine giren ve kendini bunlarla hasta etmeyi başaran biri ancak kafadan sakat olabilir dedi. Nasıl yani dedim, bak dedi, tüm bu X-ray, her hafta tahlil, EKG ölçümleri, aldığın sindirim hapları sonunda seni hasta etmiş, amacına ulaştın yani, seni bu hafta operasyona alacağım, ve midende oluşan bir kisti almam gerekecek. Bunu eğer istersen ağrısız acısız, narkozla yaparım ya da istersen tüm bu olayları kendin görüp bir daha bu kadar takıntılı olmaman için izletirim, tercih senin. Tabi başka bir doktora da gidebilirsin, ki bu durumda tüm bu rapor ve dosyanı da gittiğin yere göndermem gerek ve muhtemelen çok da hoş karşılanmayacak bir durumda sana dönerler. Tercih senin dediğim gibi..

Bu herif tam manyaktı, beni resmen tehdit ediyordu, hiç istifimi bozmadan sandalyede doğruldum, ve dedim ki doktor, sen de en az benim kadar hastasın, eğer öyle olmasaydın, beni her hafta kabul etmezdin. Ben senin için bir kobayım, kabul et bu durumdan zevk alıyorsun, ve aslında beni aşağılayarak kendi başarısızlığını örtüyorsun dedim. Derin bir nefes aldı, yüzüme bir pislik parçasıymış gibi bakarak bir süre öylece durdu. Tekrar eğildi, ama yüzüme bakmadı bu kez. Seni bu durumdan kurtarabilirim dedi, ve kendimi de… İkimizde bunu yaşamak zorunda değiliz. Çok basit bir işlemle seni saniyeler içinde sınırın diğer tarafına geçiririm, gözü seyirdi mi yoksa göz mü kırptı anlamadım. Beni öldürmeyi mi teklif ediyorsun doktor dedim. Hayır lütfen bunu bu şekilde algılama dedi… Bunu çıkacağın içsel bir yolculuk olarak farz et, ruhunun derinliklerine yapacağın bir gezi, kendini yeniden keşfetmenin yolu. Onu hiç tanımayan biri lüks bir spa merkezinin tanıtımını yaptığını sanırdı. Hayır dedim, benim istediğim tek şey tamamen sağlıklı olmak doktor, o yüzden içsel yolculuk bana göre değil, beni iyileştir yeter. Bu adamda beni rahatsız eden şeyin ne olduğunu bulmuştum. Önlüğü evet o beyaz lekesiz, sanki ameliyatların, tüm o operasyonların hepsini hiçe sayan, hastanenin mikroplu ve hastalıklı yanını örtbas etmeye çalışan, bembeyaz lekesiz önlüğü beni gıcık ediyordu. Bunu problem yapmıyordum ta ki bugüne kadar ama şimdi önümde duran bu ikiyüzlülük abidesi iyice sinirimi bozmuştu. Doktor dedim, seni hiç önlüksüz görmedim, çıkarır mısın lütfen ? Affalamıştı, ne diyeceğini bilemedi. Suratıma anlamsız bir ifadeyle baktı, sonra bana bugünkü zamanımız doldu eğer operasyon olmak istiyorsan haber ver dedi.

Odadan çıkarken kendimi terk edilmiş hissediyordum, sevgilisi tarafından paçavra gibi köşeye atılmış bir et yığını…Uzun koridorda yürürken, elini kaybetmiş bir hasta çığlıklarla sedyede yatarken, hemşire yanıma gelip usulca fısıldadı:

– Doktor bu gece biraz uzun olacak sanırım.

Yorumlar kapalı.