Yeni(k) Türkiye

Yayınlandı: 04 Eylül 2014 / ARDA İŞ: Yazılarım

Uzun zamandır politika ve ekonomi hakkında yazmıyorum, istemediğimden değil ancak ortada siyasi ve ekonomik -hem global ölçekte hem de yerel anlamda- büyük bir belirsizlik var bu da yapılan eleştiri ve yorumları havada bırakabiliyor. Türkiye’nin son 10 yıldaki siyasi ve ekonomik  konjontürü kimilerine göre üst seviyede, kimilerine göre ise çok hızlı bir şekilde aşağı doğru hareket var. Cari açığın artması, fazilerin tavan yapması, kurdaki ani dalgalanmalar iç piyasaları hayli sersemletti. Bunun yanında Orta Doğu’daki politik belirsizliklerin artması, iç savaşlar, son olarak Rusya-Ukrayna krizi de dış etmenler olarak Türkiye ekonomisini derin bir belirsizliğe sürükledi diyebiliriz. Burada iyi ve ya kötü bir tablo çizmekten öte, amacım tüm bu etmenlerin bundan sonraki durumu nasıl etkileyeceğini görmeye çalışmak: Yeni hükümet ve hiyerarşik yapının belirsizliği şimdiden politik durumu çıkmaza sokuyor. Başbakanın, Cumhurbaşkanı olarak görev  tanımı nasıl olacak ? Yeni hükümet Cumhurbaşkanı altında mı olacak yok eskisi gibi yetkileri sınırlandırmış bir şekilde mi kalacak ? Başkanlık sistemi düşünülüyorsa nasıl bir sistem adapte edilecek ?  Bu ve bunun gibi soruların listesi uzayıp gidebilir. Yeni Türkiye’nin önceliği sanırım dış politikadaki son yıllarda süregelen  başarısızlığını  durdurmak olmalı. Sıfır problem stratejisi şu ana kadar sadece daha fazla problem yarattı. Daha stratejik ortaklıklar kurulup, Orta Doğu’da yaşanan kaos ve kargaşayla daha fazla ilgilenilmeli. Amerika ve Avrupa’nın gönlünü hoş tutmak adına verilen bazı tavizler  daha katı bir şekilde eğer çıkarlarımza ters geliyorsa reddedilmeli. Bunlar lafta olduğu gibi basit şeyler değil tabi, ama arabulucuk kabiliyetleri üst düzeyde bürokratlar sayesinde şu anda yaşanan bir çok iletişim problemi giderilebilir. Bugün çoğunlukla muhatab olunan ve Batı medyasında terörist gruplar olarak adlandırılan, ancak kendilerini İslamı ve özgürlüğü savunanlar olarak tanıtan gruplara karşı da sadece Batı’nın tutumuna göre hareket edilmemeli. Müdahale konusunda daha bağımsız davranılmalı, çünkü açıkça Gazze ve Suriye konularında da görüldüğü gibi Birleşmiş Milletler ve Nato’nun aksiyon alması belirli grup ve ülkelere bağımlı. Bu bağlamda dış politikada izlenecek adımlar bundan sonra çok önemli. İç duruma gelince, bazı rakamlar dikkate değer: Türkiye nüfusunun son 10 yılda %10 arttığını göze alınırsa tarım alanlarının %11 küçülmesi, kredi kartı borçlularının %25 artması, tasarrufların dip yapması, gıda fiyatlarına %100-400 arasında zam yapılması, doğal gaz,petrol ve mazot gibi tüketim ürünlerinin fiyatlarının katlanarak artması şu an için ekonominin çok iyi bir noktada olduğunu göstermiyor. Türkiye’nin bir çok bölgesel çatışma ve enerji geçiş noktalarının üzerinde olduğunu da varsayarak iç talebin, dış belirsizliklerle birlikte tüketim hızını çoğaltacağı ve bunun bir şekilde daha çok borçlanma anlamına geldiğini biliyoruz.

Bunlar bilemediğimiz şeyler değil elbet; ve çözüm ne sorusu eminim herkesin kafasındadır. Çözüm bir tane değil elbet, bu konuların bir çok çözümü var, sorun şu ki bunu çözebilecek bir sistem kuralabilecek mi, başkanlık sistemi ve ya eski sistem, eski hatalar tekrarlanmadan, daha çok üretim odaklı, daha bağımsız ve daha az politik hırslardan arındırılmış bir yol izlenecek mi, sanırım Türkiye’nin yeni mi yoksa yenik mi olacağını bunlar belirleyecek.

Yorumlar kapalı.