Girişimcilik mi Kurumsal Hayat mı ?

Yayınlandı: 01 Ekim 2014 / ARDA İŞ: Yazılarım

Son zamanların en popüler iş kolu girişimcilik, (entrepreneur) Fransızca kökenli kelime ilk olarak 1700’lerde kullanılmış.İlk tanımlayan Fransız-İrlanda asıllı ekonomist Richard Cantillon. Cantillon girişimciyi bir malı belli bir fiyattan satın alan ve aynı malı belirsiz bir fiyattan tekrar satan kişi olarak tanımlamış yani üstüne kendi karını ekleyen. Buradan yola çıkarak girişimciliğin yeni bir iş kolu olmadığını aslında değiş tokuş ekonomisinin ortaya çıkışından beri, işletme kuran,yöneten ve mal satan herkesin bu kategoriye girdiğini anlıyoruz. Zamanla değişen şey, girişimcilerin ve girişimlerin kabuk değiştirerek daha büyük yapılara dönüşmesi. Bugün uluslararası şirketler, binlerce işçi çalıştıran fabrikalar ve kurumlar, her iş bölümü için ayrı departmanı olan yapılar için kurumsal firma terimini kullanıyoruz. Kurumsallık bir anlamda girişimci firmaların yani yeni kurulmuş ve küçük ölçekli (start-up) firmaların gelişmiş ve daha büyük bir yapıya sahip durumu.

Bunlar bildiğimiz şeyler, ancak her gün gazetelere çıkan ve yeni türeyen bir girişimcilik türü bu yapıyı ters yüz ediyor. Bugün milyon dolar kazanan girişimcilerden bahsediyoruz. Kurumsallaşmadan kendi işlerini bir anda en üst seviyeye taşıyan bu milyonerler klubü aslında teknoloji ve sosyal medyayı etkili bir silah olarak kullananlar ve alanında ilk olanlar tabi ki. Halihazırdaki bu düzen bir yanılsama yaratabiliyor. Bugün kendi işini kurmak isteyen, yönetmek isteyen milyonlarca kişiye bir anlamda bir yalan vaad edebiliyor. Nedeni de şu, kendini özellikle internet üzerinden satış yapmaya ve girişimci olarak tanıtmaya hevesli olanlar önceleri çok kolay görünen yapıda bir anda çok büyük engellerle karşılaşabiliyor. Burada ki en büyük yanılgı, az sermaye ve maliyetle çok büyük işler yapılacağı yanılgısı. Bir şahış şirketinin bile maliyetleri bugün azımsanmayacak miktarlarda. Bu durum özellikle kurumsal  firmalarda çalışmış ve kendi işini kurmaya girişenlerde büyük hayal kırıklığı yaratabiliyor. Belirli mesai saatleri, her ay yatan maaş, sosyal ayrıcalıklar ve belirli bir kültürün parçası olan kurumsal çalışan, girişimcilik gibi sonsuz bir okyanus içerisinde kendisini kaybedebiliyor. Daha fazla sorumluluk ve baskı başkalarına hesap vermekten daha ağır gelebiliyor.

Bu bağlamda girişimci ile kurumsal çalışan arasında ki en büyük fark aslında düşünüş biçimi ve iş dünyasına olan bakış tarzı. Bir girişimci, piyasadaki her ürün ve trendi bir fırsat olarak görebilirken, belirli bir alanda ve departmanda çalışan biri için bu büyük resim belirsizliklerle dolu bulanık bir resme dönüşüyor. Girişimcilik bugün belirli bir iş kolunda kendi şirketini kurup işletmekten daha çok bir düşünüş biçimi oluyor.  Sermaye ve halihazırdaki bir iş bile bazen bir kişinin o işi tam olarak yürütebileceği anlamına gelmiyor. Sıklıkla karşılaşan şu soru için aslında cevap basit; kurumsal mı çalışmak yoksa kendi işinin patronu mu olmak tamamen kişisel nitelik ve düşünüş biçimine göre şekilleniyor. Nasıl herkesin iyi olduğu bir konu, uzmanlaştığı bir alan varsa, girişimcilik de herkesin yapabileceği ve para kazanabileceği bir alan olarak görülmekten çok kişinin bu durum ve yapıya uygun olup olmaması ile ilişkili. Ne kurumsal çalışanları köle olarak addetmek doğru, ne de girişimci olarak kendi ayakları üzerinde durmaya çalışanları boş işler peşinde koşan hayal tüccarları…

Yorumlar kapalı.