Buluşma

Yayınlandı: 20 Ekim 2014 / ARDA İŞ: Yazılarım

Toprağın kokusunu içime çektim, etrafta tek bir ağaç bile yok. Bunu iyiye ya da kötüye işaret olarak algılamadan önce sadece önüme bakıyorum. Islak toprağa bir adım attım. Eski bir atasözü der ki toprağı bilmeyen kim olduğunu bilemez. Bunu belki de  çok eski tarım uygarlıklarına atfetmek gerekir. Islak toprak, kuru hava, ve uçsuz bucaksız bir tarla. Burada ne yaptığımı kendim de merak ediyorum. Aklımdan geçen binbir farklı düşüncenin sesi ani bir rüzgar esintisiyle  kesiliveriyor. Bu o. Beni rüyalarımda, işe giderken, eve dönerken, dondurma alırken, alışveriş yaparken, tuvalete giderken izleyen şey. Beni buraya o çağırdı. Benimle ilgili her şeyi bilmesi kendimi zavallı hissetmeme yol açıyor. Yine de bunu umursamıyorum artık. Kocaman tarlada ben ve o varız. Onu görmüyor olmama rağmen gözlerimin içine baktığını hissediyorum,aslında bunu biliyorum. Onunla yüzleşmeyi bu kadar zor hale getiren benim, zira bunu devamlı erteleyen de bendim, ama o hiç peşimi bırakmadı. Peşimi bırakmadı çünkü beni çok seviyor diyemiyorum,çünkü onun hisleri olduğunu sanmıyorum. Kafamın içinde ondan kurtulmam gerektiğini söyleyen bir ses devamlı beni rahatsız ederken, ben de çok iyi niyetli değilim ona karşı. Bunu bir son olarak görüyorum. İlk ve son karşılaşmamız. Böyle buluşmaya bir son vermeliyiz…

Bir adım o, bir adım ben atıyorum. Havanın o kuru soğuğu beni battaniyelerle sarınmış bir halde kendimi sıcak bir odaya kapatmış olarak düşünmeye sevk ediyor. Bunu yapmak zorunda olduğumun bilincinde, adımlarımı hızlandırıyorum, bir an önce bitmesi için. İlk ve son. Bunu tekrarlayarak devam ediyorum. Ta ki aramızda bir kaç adımdan az mesafe kalana dek.Buldun mu diye soruyor. Neyi diyorum umarsızca. Kendini tabi ki diyor, bunun için gelmedin mi buraya. Gözlerinde gözlerimi görene dek bakıyorum ona, bunun bir cevabı yok diyorum. Konu kendimi bulup bulmamam değil, konu kim olduğum bile değil. Gerçek şu ki, konu sen ve ben bile değiliz şu anda. Ama bu durum ikimizden birinin yok olmasını gerektiriyor diyorum. Sesimde ki kararlılığı hissetmiş olacak ki, bir adım geri gidiyor. Bunu kendim için yapıyorum diyorum, üzgünüm. Bu onu bir adım daha geri götürken, bana umut dolu gözlerle, ben ve sen aslında çok benziyoruz diyor, arkama bir bak diyor, ve o bomboş tarlada hayatımda her ne varsa görüyorum, herkesi ve her şeyi… Beni bunlarla mı tehdit ediyorsun derken, sesim kırılıyor, titriyor. Korkuyorum. Şu an buradan defolup gidebilirim, ve sonsuza kadar kaçmaya devam edebilirim. Ya da kalıp, içimdeki, nefret,kin ve intikamı onunla birlikte bu uçsuz bucaksız yere gömebilirim. Hayat bir tercih meselesi değil mi zaten ? Her gün yataktan kalkarken buna devam edip etmeyeceğini seçiyorsun. Bazılarımız bunun yükünü taşıyabilirken diğerleri ağlayıp sızlanarak hayatlarını mahvediyor. Hayatın mutlu olup olmamakla alakalı olduğu  yansılsamadan ibaret. Mutluluğun gerçek bir tarifi yok evet ama üzüntünün de yok. Neye neden üzüldüğünü bile bilmiyorsun bazen. Sadece üzüntülerin mutluluktan daha fazla hayatında yer kapladığı gibi bir his var içinde. Ama bugün benim için bu değişiyor, anlıyorum ki peşimdeki bu hayaletler sürüsünden kurtulmak için tek yapmam gereken bir daha arkama bakmamak üzere hoşçakal demek. Sonsuza dek sürecek bir veda. Önümde uzanan uçsuz bucaksız bu yeri ve içimdeki sonsuz nefreti de bırakarak terk ediyorum.

Geçmişle yüzleşmek, geçmiş ne kadar uzun olursa olsun, anlık bir meseledir. Sadece o bir anlık yüzleşmede, gerçekten buna cesaret edebilenler onu karanlığa gönderebilirler, diğerleri ise sonsuza dek onun hayaletleriyle yaşamaya mahkumdurlar…

Yorumlar kapalı.