Felç

Yayınlandı: 28 Kasım 2014 / ARDA İŞ: Yazılarım

“Benimle senin aramızda ne fark var diye sordu ?” Açıkçası bunu söylerken ne hissetiğini bilmiyorum. “Yaptığın her şeyi kendine göre yorumlamayı, kendi doğrularını başkalarına kabul ettirmeyi çok seviyorsun. Ama ben bu söylediklerinin tek birine bile inanmıyorum. Bana masal anlatmayı bırak artık… Yüzüm de her zaman ki umursamaz tavırla kahvemi içmeyi sürdürdüm. “Lütfen içindekileri dök de rahatla artık” derken sinirlerimin gerildiğini hissediyordum. Sinirlenmek, çok karmaşık bir duygudur, insan öfkelenirken, kalp atışları hızlanır, bu da damarlarındaki kan basıncının yükselmesi anlamına  gelir ki kızarması,renk değiştirmesi bu yüzdendir. Kalp atışlarımı dengede tutmaya çalıştım, sinirlendiğimi anlarsa daha çok üstüme gelecekti. Konuyu başka bir tarafa çektim, böylece zaman kazanacaktım: Neden tüm bu olanları unutmuyoruz ? Tüm bunların ağırlığını taşımak zorunda değiliz, hem artık daha rahatsın, iyi koşullarda bakılıyorsun, hayatta kontrol edemeyeceğin şeyler için sızlanma. Cevabı yapıştırmak için hazırda beklediğinin farkında değildim: Kariyerimi ve hayatımı mahvetmene göz yumarken, şimdi de tüm bu olanları kadere bağlamayacaksın değil mi ? Senin yüzünden şu anda salak bir bilgisayar sesiyle konuşuyorum, yürüyemiyorum, ve en kötüsü hissedemiyorum duygusuz asalak herif. Tüm bunları bir bilgisayarın sesinden duyduğumdan, bana tınısı bozulmuş bir müzik aleti rahatsızlığı veriyordu fazlası değil. Hepimiz biliyoruz ki geçirdiğin kaza sadece bir kazaydı… O noktaya kadar olan her şey ve her şey senin tercihindi. Kafana silah dayamadım, seni zorlamadım, işkence etmedim hepsini kendi iradenle yaptın. Bunu da mı inkar ediyorsun ? Hala oynatabildiği ve duygularını yansıtan tek şey gözleriydi. Ama o açık mavi uçsuz bucaksız gözleri bile donuktu artık… Yine de derinlerde bir yerde o ateşi görüyordum ve bana eğer bir hareket edebilsem diyordu bir hareket edebilsem, hayatını mahveder, en acımasız işkenceleri yapar sonra da parçalarına ayırıp ibret olsun diye sallandırırdım seni. İşte bana böyle bakıyordu. Oysa ki bundan iki sene önce bu karşımda duran sakat adam en can dostum, en derin sırlarımın sahibi, en karanlık tarafımın koruyucusuydu. Nasıl bu hale gelmiştik demek  hatırlayamayacağımız bir zamana aitti artık. Tam kalkmaya hazırlanırken, bana son sözünü söylememişti henüz. O bilgisayar sesinden ” aradığın şeyin yerini sadece ben biliyorum” sözleri döküldü. Arkam dönüktü, artık kapının eşiğindeydim ve bu cümlesi  aniden  durmama sebep oldu, sarsılmıştım. Arkam dönük, yüzüm kızarmış, ne zamandan beri diye sordum, başından beri dedi. Öyle hiddetli döndüm ki artık onun tekerlekli sandalyede oturan felçli ve çaresiz bir kum torbası olduğunun farkında değildim. Çenesini tuttum, acıyı hissetmediğini bile bile ve gözlerine baktım, bunu benden başından beri sakladın ve şimdi, tüm olanlardan sonra beni tehdit mi ediyorsun ? Gülemediği için bilgisayar sesiyle -ha ha ha ha dedi. Sence tüm bunlar kader değil miydi ? Söylesene sadece bir kaza değil miydi ?Anlam veremiyordum. Bir düşünsene dedi, seni hiç alakasız bir yere göndermeleri, benim burada kalmam, iki can dostun vedası, ve benim bu hale gelmem. Çenesine yapışık vaziyette söylediklerini idrak etmem beni daha fazla kızdırmadı tam tersine, kızgılığın doruğundayken insan ikinci aşamaya geçer; çaresizlik. Gerçekten de aşırı öfkeliyseniz ve elinizden hiç bir şey gelmiyorsa tek yapabildiğiniz öylece kalmak olmak olur bu ne bir şok durumdur ne de felç; tam bir çaresizlik… Tüm hisleriniz darmadığındır ve aslında ne hissetiğinizi siz de tam bilmiyorsunuzdur. Kendimi şimdi yere çökmüş, onun elektronik tekerlikli sandalyesinin dibinde  incecik, beyaz tulum giydirilmiş  bacaklarına bakarken buluyorum, gülmeye başlıyorum ama neden bilmiyorum. Gülmek için sanırım komik bir olay olmasına gerek yok düye düşünüyorum. Neden diyorum, madem bu hayatlarımızı mahvedecekti neden bunu bile bile hiç bir şey söylemedin. Bana uzun uzun bakıyor, son safhadayım ağlamaya başlıyorum, gözlerimden akan her yaş beni bir adım daha uçurumun kenarına götürüyor. Ağlamak insanı rahatlatır derler, ben belki de uzun zamandır hiç ağlamadığım için, boğazımı düğüm düğüm yapan bir tıkanıklık yaşıyorum. Nefes alışverişim hızlanıyor, ve hava almak için kendimi dışarı atıyorum. Hastaneleri oldum olası sevemedim, ama kim sever ki zaten. Hijyen banyosu yaptırılmış virüslerin yeridir orası. Bahçede derin derin nefes alırken, kendime gelmeye çalışıyorum ve bazı şeyler diyorum asla bilinmemelidir, çünkü eğer her şeyi tüm çıplaklığı ile görebilseydik, hayatlarımıza bir saniye daha devam etmezdik…

Yorumlar kapalı.