Dürüst Yalan

Yayınlandı: 10 Ağustos 2015 / ARDA İŞ: Yazılarım

Bu sıcakta yürünür mü dedim kendi kendime… Ne de olsa içimden saydırmak hakkımdı, ya da ben böyle bir hak tanımıştım kendime, bu yürüyüşün  çok uzun sürmeyeceğini düşünerek kendime bu dediklerimi bir kez daha yedirdim. Uyku bastırıyordu, o nemin rehaveti üzerime çökmüştü, beynimin içinde bir futbol sahası var da sanki durmadan top bir o yana bir bu yana çarpıyordu…Düşünmek istemedim, her şeyi geride bırakmak istedim , herkes bunu ister değil mi , her şeyi geride bırakmak… Göründüğü kadar kolay değildir ama. Keşke öyle olsaydı, o zaman herkes yoluna öyle ya da böyle devam ederdi, yaşardı hissederek. Sanırım benden ilk tavsiye isteyecek kişiye, kesinlikle geride bırakması gerek ilk şeyin eğer içiyorsa  sigara olduğunu söylerdim. Bunu zevk alarak içen birinin söylemesi size ironik gelebilir, kaldı ki dediğim gibi her şey göründüğü kadar kolay değildir. Bütün bir yürüyüşü ölümü düşünerek harcadım, yaşarken ölümü düşünmek ! Ne kadar da zıt, ama zıt olan her şey aslında birbirinin aynı değil midir ? Yaşamak ölmek değil midir ? Ölmek de bir başka yaşama yer açmak ? Bence bu yüzden bizim yarattıklarımız dışında hayatta zıtlık yoktur, onları ayıran biziz, siyahı beyazı, doğruyu yanlışı, güzeli çirkini, onları zıtlaştıran bizleriz ve yapmamızın sebebi, fark edilmek içgüdüsünden başka bir şey değil. Birileri kötü olmalı, o zaman iyileri ödüllendirebiliriz. Bir şeyler çirkin olmalı ki güzeller rahat etmeli, ve birşeyler doğru olmalı ki, yanlışları parmağımızla gösterip, yapanları yerle bir edelim. Ama dedim ya bunlar bizim yarattıklarımız. Bunlara karar veren bizleriz, aslında bunların hiç biri yok. İnsanın rasyonel bir hayvan olduğu külliyen yalan, insan iki ayağı üzerinde yürüyen bir duygu yumağıdır. İnandıkları, yaptıkları, söyledikleri, taptıkları bir gecede değişebilir. İnsanın diğer varlıklardan farklı yaratıldığı söylenir tüm kutsal metinlerde, ama aynı kutsal metinler insanı bir karıncadan daha aciz tasvir eder. Dedim ya zıtlıklar, onlar olmadan neye inanırdık bilmiyorum… Çok yakından tanıdığınız birine elveda demişseniz ne dediğimi çok iyi anlarsanız aslında… Bir daha asla görmeyeceğiniz birine elveda ederken, sanki onu her gün görücekmiş gibi hoşçakal demek gibidir hayat. Sonun geldiğini bile bile hiç bir şey olmamış gibi davranmak. Duygularını saklamak için bu kadar uğraşan bir varlığın, aslında tüm duyguları bu kadar şiddetli yaşaması da çelişkinin kendisi değil midir ? Hiç görmeyeceğimi bildiğim, yakından tanıdığım birisi bana, çelişkilerin benim doğamda olduğunu söylemişti. Ona çok karşı çıkmıştım bunu söylediği için, ama aslında karşı çıkmanın da doğamda olduğunu unutmuşum… Şimdi bunu bir zayıflık olarak görmüyorum, beni ben yapan ne varsa onlar aslında. Hepimiz kendimiz olabilseydik, ilk başta kendi çelişkilerimizi kabul etmemiz gerekirdi ve işte o zaman asla olmadığımız biri gibi yapmazdık ve hatalarımızı örtmeye çalışmak yerine onları daha iyi biri olmak için kullanırdık sanırım. İşte benden arta kalan ne varsa, o çelişkilerin, ikilemlerin içinde kıvranıyor. Ama ben hepsini özgür bırakma kararı aldım… Zaten kendini olduğu gibi kabullenenler en özgür olanlar değil midir…

Yorumlar kapalı.