YENİ DÜNYA DÜZENİ VE TÜRKİYE

Yayınlandı: 27 Kasım 2016 / ARDA İŞ: Yazılarım

YENİ DÜNYA DÜZENİ VE TÜRKİYE

25 Kasım gecesi Tuzla Rumeliler Derneği Koro’sunun vermiş olduğu müthiş Türk Sanat Müziği konseri çıkışı Sayın Murat Çaltepe’nin ”Ne zaman yazacaksın?”sorusu beni uzun bir uykudan uyandırdı. Yoğun bir iş temposu ve seyahat takvimimden ötürü bir türlü vakit ayıramadığım yazılarıma sanırım artık devam etmeliyim dedim çünkü yazamadığım bu arada o kadar çok şey değişti ki, Türkiye ve Dünya’da dengeler o kadar yerinden oynadı ki bunları kendi beynimde de bir yerlere oturtmak için yazmam gerektiğini düşündüm…

Bu değişen dengeler aslına bakarsanız henüz yeni bir düzenin başlangıcı ve bitmekte olan bir dönemin sancılı bir sonu. Öncelikle Türkiye’de yaşanan darbe girişimi başta kamu, hukuk, iş, sağlık, politika, ordu ve hemen her alanda dengeleri altüst etti. Bu alanlarda yüzbinlerden oluşan bir çalışan grubunun açığa alınması ve bunların yaratmış olduğu boşluğun nasıl doldurulacağına dair ciddi endişeler var.  Tüm bu karmaşanın yanı sıra darbe girişimden sonra belli başlı grupların yakalanmasının ardından, dalga dalga gelen diğer açığa alınma ve gözaltılar da kimlerin gerçekten bu organizasyon ve alt uzantılarıyla iş birliği içinde çalıştığını belirlemek adına ciddi boşluklar olduğunu söylemekte yanlış olmaz. Mesela bu organizasyonun içerisinde sadece yurt evleri ve cemaat evleri olmadığı, bunların yanında binlerce kişiye istihdam sağlayan eğitim, sağlık ve iş alanında da yüzlerce şirket ve kuruluşun varlığı bilinen bir şey. Kapatılan yerlerde bu yapılanmadan haberi olmadan çalışan insanların da işlerinden olduğu ve bir anlamda damgalandığı, mağdur oldukları durumlarda ortaya çıkacaktır. Tüm bu karışıklık ve temizliğin uzun sürmesi ülke açısından ciddi kayıplara yol açması yadsınamaz bir gerçek. Türkiye’nin kendi içerisinde yaşadığı bu durum sokaktaki herkes için güvensizlik ve ciddi bir belirsizlik yaratıyor. Her yerde bir numaralı konu olarak karşımızda duruyor. Ayrıca, darbe girişiminin hemen ardından yaratılan birlik ve beraberlik ortamı da yeni bir ayrışmaya ve dağılmaya gidiyor gibi…

Tüm bu belirsizlik ortamı yetmezmiş gibi, Güneydoğu ve Suriye’de süregelen terör ve savaş, IŞID ve DEAŞ gibi örgütlerin eylemlerini daha geniş bir coğrafyaya yayması, ülkemizde sivilleri ve metropolleri hedef alması gibi yaşanan talihsizlikler ve insanlık dışı gelişmeler başta turizm olmak üzere tüm iş kollarını büyük bir sekteye uğrattı. Türkiye’yi güvenli ve gelişmekte olan bir ülke imajından çıkarmaya yönelik bu eylemler bir anlamda hedefine de ulaştı. Turist sayısında 40%’lara varan düşüş, yabancı yatırımların ülkeden yavaş yavaş çekilmesi, Türk lirasının özellikle dolar karşısında değer kaybetmesi, genel anlamda artan tüketici ve üretici fiyatları, en yoğun caddelerde yer alan en iyi markaların teker teker kapanması, emlak sektöründeki fiyat balonu ve tüm bunların sonucunda halkın tüketim konusunda yaşadığı korku ekonomiye büyük bir darbe vurmuş durumda.

Şu ana kadar farkındayım sizlere sunduğum tablo hiç iç açıcı değil, hatta tüm bu konularda bana katılırken veya kısmen hemfikir iken aynı zamanda kendinize ne olacak bu halimiz diye soruyor olabilirsiniz. Yalnız değilsiniz, çoğu insan ülkeyi terk etmekten bile bahsediyor, nereye gideceklerini bilmeden. Bazıları işlerini kaybetmekten, bazıları da fişlenmekten korkuyor… Ancak hemen herkes gelecekten umutsuz.

Tüm bunların ortasında bence anlamamız ve görmemiz gereken en önemli nokta; Türkiye’nin ciddi bir sınavdan geçtiği ve bu sınavın sadece politik değil, halk olarak verilen bir dayanıklılık ve bağlılık sınavı olduğu. Bu sınav, bu ülke topraklarını ne olursa olsun korumaya ve bütünlüğünü sağlamaya yemin etmiş, bu ülkenin gelişmesi ve üretmesi için ne gerekiyorsa onu yapacak olanların -yani bizlerin- en büyük sınavlarından biri. Bu sınavdan başarılı çıkmak da bizim elimizde… Türkiye’nin Dünya’daki gelişmelerden bağımsız hareket etmesi de olanaksız. En son tüm dengeleri yeniden belirleyecek bir gelişme daha yaşandı bildiğiniz gibi; Amerika’daki seçimler sonucu sağ Cumhuriyetçi Parti’nin istenmeyen adamı Donald Trump eğer bir aksilik olmaz ise 10 Ocak’ta yeni başkan olarak görevine başlayacak. Donald Trump diğer adayların aksine mültecilere ve yabancılara karşı ciddi yaptırımlar getireceği vaadiyle başlamıştı bu seçim sürecine ve bunu açık seçik ırkçı bir dille yapmıştı. Amerika, Fransız devriminden sonra ulus-devlet kavramının ortaya çıkışından beri, geniş özgürlükleri ve etnik kökenleri bir arada tutan yapısıyla Dünya düzeni içerisinde çeşitliliği en fazla olan yerlerden biriydi. Eğer yeni başkanları tüm sözlerini yerine getirirse Dünya’da yeni bir ırkçı akımın başlangıcı olur mu? Dünya’nın en güçlü ekonomisi böyle bir ayrışmayı herkese empoze etmeyi başarabilir mi? Ve en önemlisi dış ilişkilerinde de bu derece ayrıştırıcı olursa bu daha yıkıcı savaşlara sebep olur mu gibi soruları da beraberinde getirdi. Tabi ki bunların cevabını ancak zamanla görebiliriz.

Eski alışılmış ve uzun zamandır süregelen bir düzenin terk edildiği, yeni metotların, yeni politikaların ve yeni yüzlerin sahne alacağı bir düzenin içerisine giriyoruz. Tüm bu süreç içerisinde karakterini koruyabilen, temelleri sağlam olan toplumların kendini yeniden yükseltebileceğini düşünüyorum. Bu yüzden her ne yapıyorsak, her zaman yaptığımızdan daha fazlasını yaparak ve çalışarak bunu elde edebileceğimizin farkına varmalı, toplum olarak güçlü durmalıyız.

Haftaya görüşmek üzere…

 

 

Yorumlar kapalı.