Değişmez Gerçeklik

Yayınlandı: 23 Eylül 2017 / ARDA İŞ: Yazılarım

Ölümün ne zaman geleceğini bilemezsiniz… Soğuk bir kış gecesi veya ılık bir ilk bahar sabahı… Her an, her yerde, her şekilde, zamansız, kifayetsiz ve muhtemelen umarsızca sizi bulur. Bu yadsınamaz gerçeklik her ne kadar insana ait, doğaya ait bir kanun olursa olsun, ölüm bize hiç yakın değilmiş gibi rol yapmaya devam ederiz. Kimileri için bu davranış biçimi evrimin bir tür hayatta kalma uzantısıdır. Öyle ya hayatta kalabilmek için hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamak gerekir. İnsan uygarlığının geldiği son nokta bizi atalarımızın davranış biçiminden ayırsa bile, bu ilkel tarafımız – yani hayatta kalma iç güdüsü- devam eder. Buradaki sorunsal belki de ölümün gerçekliğinden çok, bizim artık hayatta kalmak için pek bir şey yapmaya ihtiyacımız olmamasıdır. Dünün avcı -toplayıcıları hayatta belki 30 en fazla 40 sene dayanabiliyorken, bizler bunun 2-3 katı fazla yaşayarak hiç ölmeyeceğimizi sanıyoruz. Tıbbın en üst noktasına henüz varamamışken bile, dünün milyonlarını öldüren hastalıkları bugün sivrisinek ısırıklarından farksız. Bu bile bizim fareler kadar hızlı ve fazla ürememize bir sebep. Fakat bunun yanında kısıtlı kaynaklar yüzünden diyerek bize dayatılan  açlık sorunu, aslında  herkese yeteceği çok açık olan gıda üretimi ile çelişiyor. Ve tabi ki fazla nüfus bu açlığa gerekçe gösteriliyor. Nükleer silah tehdidi, enerji ve gıda kıtlığı (hatta yakın zamanda su kaynakları kıtlığı)  söylevleri altında çaresiz, korkak ve modern köleler yaratılıyor. Buna da sistem deniyor. Hayat döngüsü deniyor. Kimi de kader diyor. Uluslar ve etnik sınıflar yaratılarak ırkçılık en üst düzeyde provoke edilirken, aslında kendi içinde sınıfsız olan elitler ( tek sınıfları paralarının banka hesaplarındaki oranı) korku içinde gezen bu zavallılar için yardım yaptıkları, hayır kurumları kurdukları ve istihdam yarattıkları illüzyonunu pazarlayarak servetlerine servet katmaya devam ediyorlar. Tüm bunların farkında olan bir grup akademik ve bilimsel topluluk , eli kolu bağlı ne yaparızdan çok, nasıl bu zengin sınıfa dahil olabilirim ile anarşist ve terörist duygular arasında bocalayarak bu sınıfın ekmeğine yağ sürmeye devam ediyor. Bir başka futurist ve dahiler grubu ise çözümün başka gezegenlerde koloni kurmakta olduğunu söyleyip  insanlığa yardım adı altında aynı sınıfa mensup insanların çıkarlarına hizmet etmeye devam ediyorlar ve onlarda hayal satarak bu sistemin çarklarını döndürüyorlar. Kapitalizmin ve meritokrasinin adil bir piyasa sistemi olduğunu düşünenler, kendi adaletlerini yarattıklarının farkında değiller elbette. Bunun yanı sıra demokrasinin en güvenli yönetim aracı olduğunu düşünenler, yine kendi kitleleri arasında seçim yaptıkları için bunun ne kadar adaletsiz olduğunu göremiyorlar. Ya da ben aksini düşünüp, her şeyin bir tezgah olduğunu anlamayacak kadar safım. Ne şekilde olursa olsun, insanlık amacını bulmakta güçlük çekiyor, maddesel kaygılarla çürüyor ve milyarlar aynı kısır döngünün içerisinde ebedi uykularına yatmayı bekliyorlar. Birisi çıkıp şunu iddia edebilir elbet:  Tüm bu ilerleme, gelişme ve evrimsel atak nasıl olur da biz insanları daha iyiye götüremez ?  Koşullar göz önüne alındığında çok yerinde olan bu iddianın cevabı, dünyanın her hangi bir yerinde hiç savaşın yaşanmadığı yılları hesaplanarak  cevaplanabilir : Sıfır. Keza soykırımlar, toprak hırsları, olmayan sınırların devamlı değişmesi ve güce olan insan zafiyeti, devamlı devinen ve değişmeyen bir gerçeklik olarak tarihin bilinen her döneminde var olmuştur. İnsanlık kendi genetik kodlarına işlenmiş bu gerçekliği kabul edip düzeltmedikçe, ilerlememiz ve gelişmemiz, dünyanın evrendeki yeri ile aynı oranda kalacaktır…

Yorumlar kapalı.