OĞLUM’A SELİM ARDEN’E 23.02.2018

Yayınlandı: 17 Ocak 2019 / ARDA İŞ: Yazılarım

Bir sona geliyoruz, neden bilmiyorum ama beni korkutan sonun kendisi değil. Artık anları kaçırmak korkutuyor beni, elimden kayıp giden dakikalar, saatler, saniyeler… Bir bilinmeze doğru giderken bir insanı ne sakinleştirir ? Dünyanın en etkili uyuşturucusu, sakinleştirici ilacı bile o içinizdeki boşluğu doldurup sizi rahatlatamaz sanırım. Bense tüm bunların sonunda tüm günahlarımdan arınacağımı düşünerek teselli bulmaya çalışıyorum. Ama bu kendini aldatmanın ta kendisi… Tam bu noktada aslında ne kadar zavallı olduğumu biliyorum. Zavallıyım çünkü korkuyorum, içimdekileri asla yüksek sesle haykıramıyorum. Bitkinim… Kendimle barışık değilim ve günden güne enerjimi kaybediyorum. Beni ateşleyen hiçbir şey yok ve bu yokluk hissi o kadar derinki, hayata olan bağlılığımı kökten yok ediyor, kalbimi söküyor ve mahvediyor. İçeride melek oğlum uyurken, onun gelecekte nasıl olacağını bilmeden hayaller kuran ben, onun masumiyetine ve tek gülüşümün onun mutlu olmasına sebep olmasına şaşırıyorum. Tek bir gülüşün bir bebeği dünyanın en mutlu varlığı yapması ve binlerce sebep varken mutlu olmak için, bendeki bu geri dönülemez melankoliye neyin sebep olduğunu anlamaya çalışıyorum. Ama anlamak yetmiyor, onun için çaba sarf etmek, hayatın her bana vuruşunda daha sert geri vurmak zorunda oluşuma ve aslında bu kazananı çoktan bilinen hayat kavgasında attığım her yumruğun kendi suratıma atılmış bir yumruk olduğunu bilerek ve isteyerek yavaş yavaş kendimi öldürmeme tanık oluyorum. Teknik olarak herkesin öldüğü bir dünyada yavaş yavaş ölmek doğru bir terim mi  acaba ? Kendi sığlığımdan sıkıldım belki, bir türlü toparlanamayan düşüncülerim, kendimle olan iki yüzlü kavgam, en derin mutsuzluklarım beni ben yapamadan, savruk, hesapsız ve  zevksiz bir mahlukat yaptı belki. Aşağılamaların en iğrenci bile bu durumu tasvir etmekte yetersiz kalır sanırım. Samimiyetten uzak, yorgun ve yılmış ben, artık sevgi denizinden fersah fersah uzakta, kendi lanetimi ve belamı arıyorum. Bu belayı çoktandır arıyordum ama hiç bu kadar yakınımda hissetmemiştim nefesini. Oğlum, şimdiki yaşama sebebim, baban senden başka bir gerçeklik bulmuyor hayatında. Bir gün zamanı geldiğinde benimle birlikte okursan bu yazıları belki biraz seni gerçekten nasıl sevdiğimi anlarsın kayıtsız, şartsız, bedelsiz ve gözleri kapalı. Sana tek vasiyetim olur aslında ben yoksam yanında; sakın kalbinden şaşma…İnsanın rasyonel bir varlık olduğu külliyen yalandır, eğitim sisteminin bu kadar yozlaştığı bir toplulukta sana dayatılan hap gibi, ezber ve düşüncesiz bilgilere sakın inanma. Komik gelebilir ama evet eğitimi sadece bunların yanlış olduğunu görmek için al.  Okullar sana başarılı olmanın ve çok para kazanmanın ya da hayatta kalmanın kurallarını öğretmezler. Bir okul sadece teori veriyorsa sana (99,9% böyledir)  ve gerçeklerden kopuksa itimat etme hiç birine içindeki kişiler ne kadar yüksek eğitimli olursa olsun. Neden dersen, herkesin kendi öncelikleri ve felsefesi vardır bu hayatta, sen sadece bir çok değişik hayatın ve düşüncenin bir yansımasını tanırsın onlarda. Ama kendi yolunu çizmek, işte bu emek ve zaman gerektirir. Bazen yalan ve saklama gerektirir. Bazense dibine kadar dürüst olmayı gerektirir. Bunların dengesi nedir baba diye sorarsan eğer sana kesin bir cevap veremem çünkü böyle bir dengeyi tam anlamıyla sağlamış birini tanımıyorum, kendim dahil olmak üzere. Ama buna yakın yaşayan insanların en azından iç huzura sahip olduklarını biliyorum. Adalet, cömertlik, sevgi ve saygı ilkelerinden uzak bir hayat, ancak bir hayvanın yaşayabileceği sadece kırmak dökmek parçalamak ve üremek gibi en temel işlevlerini yerine getirebildiğin eksik bir hayatı yaşamaktır.

Reklamlar

Yorumlar kapalı.